1 Aralık 2013 Pazar

Sosyal Politika Özetler (1. ünite, 2. ünite, 3. ünite, 4. ünite) AOF

SOSYAL POLİTİKA 


1.ÜNİTE ÖZETİ


 SOSYAL POLİTİKA: Devletin ülke insanının refahına yönelik olarak aldığı kararlar ve sürdürdüğü uygulamaların bütününe SOSYAL POLİTİKA denir.


 


DAR ANLAMDA SOSYAL POLİTİKA: Sanayi devriminin ortaya çıkardığı kötü çalışma koşullarına karşı işçileri ve emeği sermayeye karşı korumak ve bu yolla toplumdaki sınıf çalışmalarını önleyerek toplumun ve devletin varlığını sürdürmesini sağlamaya yönelik uygulamalara DAR ANLAMDA SOSYAL POLİTİKA denir.


 


SOSYAL POLİTİKA UNSURLARI 1-Sosyal adalet 2-Adil gelir dağılımı 3-Ekonominin işleyişinde ki aksaklıkları düzeltici, toplumsal dengedir.


 


BARIŞ VE DENGE BİLİMİ OLARAK TANIMLANMASI: Kapitalist ekonomik sistemin devamının sağlanmasının ekonomik büyümeyi kalkınmayı ve refahı temsil etmesi ve bu sistemin devamının da korunacak denge ile mümkün olduğuna duyulan inanç dar anlamda sosyal politikayı barış ve denge bilimi olarak tanımlar.


 


GENİŞ ANLAMDA SOSYAL POLİTİKA : Amacı sosyal adalet ve sosyal refahı sağlamak olan kapsamı sosyal sorunlar ile paralel olan, ekonomiye sosyal boyut katmak ve ekonominin işleyişindeki aksaklıkları düzeltici politikaların oluşmasını sağlayarak sosyal dengeyi gözetmek amacıyla hümaniter bir bilim dalı olarak yapılan tanım GENİŞ ANLAMDA SOSYAL POLİTİKA denir.Geniş anlamda sosyal politikanın varlığı LİBERAL DEVLET anlayışına dayanır.


 


DAR ANLAMDA SOSYAL POLİTİKA İLE GENİŞ ANLAMDA SOSYAL POLİTİKA ARASINDAKİ FARKLAR - Dar anlamda sosyal politika sanayi devrimi ile ortaya çıkan sosyal sorunları ele alırken Geniş anlamda sosyal politika sanayi devriminden önceki sosyal sorunlardan günümüzdeki sosyal sorunlara kadar uzanan geniş bir çevreyi ifade eder. -Dar anlamda sosyal politika çalışma hayatındaki sosyal politikalara emek sermaye bağlamında yaklaşırken, Geniş anlamda sosyal politika sosyal sorunlara bakış açısını sınıf perspektifinden daha geniş bir şekilde uygular. -Dar anlamda sosyal politika ekonomi sistemi kapitalist ekonomik sistem olarak kabul eder ve temel amacı bu sistemi sürdürmektir. Geniş anlamda sosyal politika ise ekonomi politikalarının sadece liberal politikalardan oluştuğunun varsaymaz. -Dar anlamda sosyal politika temeline işçileri alırken, Geniş anlamda sosyal politikanın kapsamı bağımlı çalışanlarında içinde olduğu geniş toplum kesimleridir.


 


FRANSIZ İHTİLALİ: Sosyal politikanın ortaya çıkışına neden olan ilk olaydır.


 


SANAYİ DEVRİMİ: Sosyal politikanın bir bilim dalı olarak ortaya çıkışının sebebidir.


 


SOSYAL POLİTİKANIN KİŞİ BAKIMINDAN KAPSAMI Sosyal sorunların farklılaşmasına paralel olarak dinamik bir gelişim göstermiştir. Sanayileşmenin ortaya çıkarttığı bir sınıf olan işçi sınıfı sosyal politikanın kişi bakımından kapsamını oluşturan tek kesimdi. Çalışma yaşamının değişimi kamu kesimi ve hizmetler sektörünün gelişimi ile birlikte kamu görevlileri de kapsama girmiştir. Sosyal adaletin ve sosyal barışın sağlanması açısından özel bir önem taşıyan ekonomik yönden güçsüzler yanında özel olarak korunması gereken toplum kesimleri de sosyal politikanın kapsamını belirlemede önemli yere sahip olmuştur.


 


 


SOSYAL POLİTİKANIN KİŞİ BAŞINA KAPSAMI İÇİNE ALDIĞI SINIFLAR 


 


-İşçiler- Bağımlı statü içinde çalışanlar,- Ekonomik yönden güçsüzler,-Özel olarak korunması gereken kesimler.


 


BAĞIMLI STATÜDE ÇALIŞANLAR -İşçiler -Sözleşmeli çalışanlar -Kamu görevlileri -Memurlar -Başka statüler altında bağımlı olarak çalışanlar


 


TEKNİK BAĞIMLILIK: Çalışanın işverene işin yapılması ve yürütülmesi yöntemi ve koşulları bakımından bağlı olması bağımlı statüde çalışmanın unsurları içinde yer alan teknik bağımlılıktır.


 


HUKUKİ BAĞIMLILIK: Çalışanın işverenin emir ve otoritesine tabi olmasını ve işin yürütülmesi ile ilgili olarak işverene denetim ve yaptırım anlamında bağlı olması.


 


EKONOMİK BAĞIMLILIK: Yaptığı iş karşılığında düzenli ve sürekli bir gelir elde etmesini ve ekonomik yönden işverene bağımlı olması.


 


EKONOMİK YÖNDEN GÜÇSÜZ KESİMLER: Toplumda yeterli düzenli ve sürekli bir gelir güvencesinden yoksun kesimler ekonomik yönden güçsüz kesimler kabul edilir. İşsizler, sermayeleri olmayan yada sınırlı olan küçük esnaflar bir sanatı ve becerisi olmasına rağmen yeterli kaynağa sahip olmayan ve gerekli pazara ulaşamayan sanatkarlar, topraksız köylüler veya yeterli arazisi olmayan çiftçiler.


 


ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKENLER


1-Çocuklar 2-Yaşlılar 3-Tüketiciler 4-Özürlüler 5-Eski hükümlüler


 


6-Gençler 7-Kadınlar 8-Göçmenler ÇOCUKLAR: Topluma uyum sağlama noktasında eğitimleri ve çalışma hayatındaki koşullar dolayısıyla özel olarak korunması gereken kesim çocuklardır.


 


YAŞLILAR: Çalışma yaşamından ayrıldıkları anda ekonomik olarak bakım ve gözetim olanakları itibari ile sosyal anlamda özel olarak korunması gereken kesim yaşlılardır.TÜKETİCİLER: Doğru bilgilendirme zorluklarına bağlı olarak ekonomik anlamda özel olarak korunması gereken tüketicilerdir.


 


ÖZÜRLÜLER: Yetersizlikleri dolayısıyla toplumla bütünleşmelerini zorlaştıracak her konuda özel olarak korunması gereken kesim özürlülerdir.


 


ESKİ HÜKÜMLÜLER:Topluma uyumları noktasında özel olarak korunması gereken kesim eski hükümlülerdir.


 


GENÇLER: İşgücü piyasasına girişleri anlamında ve eğitimleri noktasında özel olarak korunması gereken kesim gençlerdir.


 


KADINLAR: Fiziksel durumları nedeni ile hiçbir ayrımcılığa uğratılmamaları konusunda özel olarak korunması gereken kesim kadınlardır.


 


 


SOSYAL POLİTİKANIN İLK KONULARI: 1-Koruyucu iş hukuku mevzuatının oluşturulması 2-Örgütlenme özgürlüğünün elde edilmesi 3-Çalışma hayatındaki risklere karşı sosyal sigortaların oluşturulması 4- Ücretin korunması


 


GÜNÜMÜZDE SOSYAL POLİTİKASININ İLGİLENDİĞİ KONULAR 1-İşsizlik 2-Çalışma koşullarının iyileştirilmesi 3-Sosyal dışlanma 4-Gelir dağılımındaki adaletsizlikler 5-Düzgün iş 6-Yoksulluk, yoksunluk ve göç 7-Çevre sorunları ve konut sorunu 8-Ayrımcılık 9-Çocukların ve yaşlıların bakımı 10-Kadınlara karşı ayrımcılığın her türünün önlenmesi 11-Çok uluslu şirketler 12-Irkçılık ve tüm bu riskleri önleyecek bir sistemin kurulması 12- Örgütlenme özgürlüğünün elde edilmesi


 


DEVLET: Sosyal politika kamuya ait politikadır ve yürütücüsü DEVLETTİR.Sosyal politika devlet tarafından uygulanır ve denetlenmesi de devletin sorumluluğundadır.


 


DEMOKRATİK SİYASAL REJİMİN BENİMSEDİĞİ ÜLKELERDE POLİTİKALARIN OLUŞTURMA AŞAMALARI:


 


1-Meslek kuruluşları 2-Sivil toplum örgütleri 3-Sendikalar 4-Üniversiteler 5-Sosyal örgütlenmeler


 


DESTEKLEYİCİ VE GÜÇLENDİRİCİ NİTELİKLER 1- Yerel yönetimler 2- Kar amacı gütmeyen kuruluşlar 3- Toplumdaki örgütlü tüm kurumların sosyal nitelikli faaliyetleri


 


SOSYAL POLİTİKA TEDBİRLERİ: Sosyal politika tedbiri olarak değerlendirilmesi için düzenli sürekli olması ve bununla beraber tesadüfi ve bir defalık olmaması gerekir. Bu nedenle zekat, fitre, sadaka sosyal politika tedbirleri olarak değerlendirilmezler


 


ULUSAL NİTELİĞE YÖN VEREN İÇ ETKENLER 1-Yönetim biçimi 2-Hukuk düzeni 3-Ekonomik düzen 4-Demografik yapı ve özellikleri 5-Sosyo kültürel özellikler 6- Endüstri ilişkileri sistemi 7-Sosyal güvenlik sistemi


 


SOSYAL POLİTİKALARIN EVRENSEL NİTELİĞİ ANLAMINDA İLK ÖRNEKLER Sosyal güvenlik sistemindeki farklılıkların önüne geçilmesi ve bireylerin emeklilik hakkında sahip olmalarını engelleyici düzenlemelerin ortadan kaldırılmasına yönelik ikili anlaşmalardır.


 


 


SOSYAL ADALET: Bütün insanların bağımlı olmadan yaşamalarını sürdürebilmesi kendilerini geliştirebilme ve sosyal hizmetlere ulaşmasında eşit fırsata sahip olabilmesi sosyal politika hedeflerinden sosyal adalet sistemidir.


 


SOSYAL REFAH: Toplumun bir bütün olarak sahip olduğu refah düzeyi sosyal imkanlar ve ekonomik anlamdaki zenginliklerinin bütünü olarak ifade edilen kavram sosyal refah kavramıdır.


 


SOSYAL REFAHIN AMAÇLARI: Eğitim, sağlık, barınma, sosyal güvenlik alanlarında daha çok kişinin daha yüksek seviyede yararlanması sosyal refah kavramı amaçlarındandır.


 


SOSYAL POLİTİKALARIN GELİŞMİŞLİK DÜZEYİNİ YANSITAN ÖNEMLİ GÖSTERGE:Sosyal harcamaların gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH)içindeki paydır.


 


NORVEÇ VE DANİMARKA: İnsani gelişmişlik endeksinde üst sırada yer alırlar. OECD üyesi ülkelerin insani gelişmişlik endeks ortalaması %19.2 dir. TÜRKİYE’DE insani gelişmişlik endeks ortalaması %10.4 dür. NOT:2011 OECD istatistikleri ve insani gelişmeler raporuna göre Türkiye insani gelişmeler endeksinde 92.sırada yer almaktadır. EKONOMİ BİLİMİ: İnsan davranışlarını sadece ekonomik yönüyle


 


YASAL DÜZENLEMELER: Anayasa, kanunlar, tüzükler, yönetmenlikler, yönergeler yapı kararlarıdır.Kamunun sosyal sorunları gidermede kullandığı en önemli araç yasal düzenlemelerdir.


 


SOSYAL POLİTİKA BAKANLIKLARI -Aile ve sosyal politikalar bakanlığı -Çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı -Milli eğitim bakanlığı -Sağlık bakanlığı


 


İŞ KANUNU: Türkiye’de sosyal politikanın temel yasal düzenlemeleri içerisinde İŞ KANUNU ilk sırada yer almaktadır.


 


SENDİKA: Kolektif kendi kendine yardım araçlarının en önemlisi SENDİKALARDIR. Türkiye’de ilk defa 1961 Anayasası ile sendikal özgürlükler kazanmıştır.


 


VAKIFLAR: Varlık ve güç sahibi insanların varlıklarını ve güçlerini yardım amaçlı ve ebedi olarak tahsis etmesi ile oluşan verdikleri burslar yaptıkları nakdi ve ayrı yardımlar ile tipik bir kolektif kendi kendine yardım aracı vakıflardır.


 


VAKIFLARIN VARLIK NEDENLERİ 1-Toplumda özel olarak korunmaya muhtaç kesimlerin korunması 2-Doğal hayatın korunması 3-Çevrenin korunması 4-Sosyal dışlanmaya en kolay uğrama ihtimali olan kesimlerin korunması


 


KOOPERATİFLERİN AMAÇLARI: Mensuplarının küçük tasarruflarının değerlendirilmesi KOOPERATİFLERİN amaçlarıdır.


 


ULUSLAR ARASI SOSYAL POLİTİKA ARAYIŞLARINA YÖNELİK İLK ADIMLAR: -İngiltere’de Robert Owen -Fransa’da Danıel Le Grand çabalarıyla atılmıştır.


 


 


 


SOSYAL POLİTİKA 2.ÜNİTE ÖZETİM


SOSYAL POLİTİKANIN TARİHSEL GELİŞİMİ


-Modern anlamda sosyal politikanın doğuşu ve gelişimi 18.yy olarak ifade edilir.


 


KÖLECİ TOPLUM DÜZENİ: İlkel topluluklardan sonra oluşan ve iktisadi faaliyetlerin emek unsurunun köleler tarafından yerine getirdiği toplum düzenine denir.


 


FEODALİTE: Mülkiyet ve egemenliğin birbirine katıldığı siyasal iktidar ile ekonomik iktidarın aynı kişide birleştiği ve dönemin üretim yapısı kadar yönetim yapısını da ifade eden kavramdır.


 


FEODAL DÜZEN: Geçerliliğini 10. ve 15. yy arası sürdürmüşlerdir.


 


FEODAL EKONOMİK DÜZEN: Genel olarak kapalı tarım ekonomisi olarak tanımlanmıştır.


FEODAL İLİŞKİLER SİSTEMİ: Egemen olduğu yapılar Kilise, Toprak sahipleri, Gelenekler ve kutsallıklardır.


 


LONCA: Aynı bölgede yaşayan esnaf ve zanaatkarların örgütlendiği ortaçağ üretim ve iş gücü yapısının temelini oluşturan meslek organizasyonlarına denir.


 


SERF: Feodal dönemde senyör, şövalye, derebeyi gibi adlarla ifade edilen kişilerin egemenliği altında daha çok tarımsal faaliyetlerde çalışanlara denir.


 


KORPORASYON: Aynı meslek ve sanat dalında faaliyet gösterenlerin üretim birlikleri şeklinde oluşturdukları yapıya denir.


 


NOT: Fabrikalaşma sanayinin gelişimi öncelikle DOKUMA sektöründe oluşmuştur.


 


PARATONER: FRANKLİN tarafından 1752 tarihinde bulunmuştur.


 


HAYREAVES: Dokuma sanayisinde büyük bir dönüşüm yaratan otomatik mekik mekanizmasını üretime uyarlayan kişidir.


 


BUHAR MAKİNASI: Sanayi üretiminde kullanılmaya başladığı yıl 1769 yılıdır. Buhar makinesi JAMES WATT tarafından geliştirilmiştir.


 


ADAM SMİTH: Milletlerin zenginliği adlı ünlü yapıtı olan Liberal Doktrini açıklayan ünlü iktisatcıdır.


 


DOĞAL HAKLAR: Burzuvazinin kendi gelişimini sürdürmek için üretimde ve ticarette serbestlik talep etmesi ve ekonomik gücünün siyasal güce dönüştürme yollarını aramasına doğal haklardan yararlanmıştır.


 


İŞÇİLER: Sanayi devriminin oluşturduğu çalışma ilişkilerin ilk ve en önemli öğesi işçilerdir.


 


SEFALET ÜCRET: Emek sahiplerinin elde ettiği ücret gelirinin temel ihtiyaçlar düzeyini karşılayamadığı en düşük ücret düzeyine denir.


 


BİRİNCİ ENTERNASYONEL: Sanayileşen tüm ülkelerde dağınık bir yapıda başlayan işçi hareketlerinin uluslar arası karakterini ortaya çıkaran Birinci Enternasyonel 1864 tarihindeLONDRADA ortaya çıkmıştır.


 


LİBERALİZM: Temel felsefesini tabiatçılık ve bireysellik üzerine kurulan düşünce Liberalizmdir. Toplumu devletin ve diğer kuruluşların müdahalesinden kurtarmayı amaçlayan ve bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler, diyen düşünce akımı Liberalizmdir.


 


KAPİTALİZM: Sanayi devrimi sürecinde teknolojik gelişmenin iktisadi liberalizm üzerindeki en önemli etkisi liberalizmin kapitalizme dönüşümü olmuştur.


 


DOĞAL AYIKLANMA: Fakirlere yapılacak yardımları reddederek toplumsal yaşama uyum sağlayanların yok olmasını ifade eden doğal ayıklanma sürecini savunan iktisatcılar SPENCER ve MALTHUS tur.


 


KLASİK LİBERALİZM: Piyasa mekanizması ve fiyatlar sistemi her türlü ekonomik ve sosyal sorunu kendiliğinden çözümleyen gizli bir el işlemi ile ifade edilen ikdisadi düşünce akımı Klasik Liberalizmdir.


 SOSYAL LİBERALİZM: Bireyin topluma ve diğer bireylere karşı sorumluluğunu ifade eden sosyal liberalizmin popüler hale gelmesi 1929 ekonomik bunalımın ardından KEYNES tarafından dile getirilmiştir.


NEO LİBERALİZM: Liberal gelenekteki sosyal liberalizm ve refah devleti sapmalarına karşın liberal tezlerin yeniden canlanmasını ifade eden iktisat teorisinin bir restorasyonu ve aslına dönüş hareketi olarak ifade edilen iktisadi düşünce akımıdır.


UTOPİK SOSYALİSTLER: Üretim araçlarının ortak kullanımına dayanan bir ekonomik sistemi hedefleyen ve ideal toplumu şiddet ve ihtilal yolu ile değil ikna ve eğitim yöntemi ile gerçekleştirmeyi amaçlayan düşünce sistemidir. Her türlü savaşı ve sınıf diktatörlüğü reddeden SAİNT SİMON, CHARLES FOUND, ROBERT OWEN gibi temsilcileri buluna bir akımdır.


 


KOMÜNİZM: Bilimsel sosyalizm olarak da ifade edilen ve 1948 yılında Marks ve Engels tarafından yazılan Komünizm Manifestosu adlı eserin düşünce sisteminin temelini teşkil eden düşünce akımı Marksizm ya da Komünizm dir.


 


BEVERİDGE RAPORU: 1942 yılında İngiliz hükümetine hazırlanan işsizliği azaltmayı ulusal bir sağlık sistemi kurmayı ve asgari bir ücreti garanti etmeyi hedefleyen günümüz sosyal güvenlik sisteminin de temelini oluşturan belgedir.


 


REFAH DEVLET: Piyasa dengesizliklerinden oluşan eşitsizlikleri giderek sosyal adalet hedefine uygun ve sosyal amaçlarla uyumlu müdahalelerde bulunan devlet anlayışıdır. Refah devlet ilk olarak ALMANYADA kullanılmıştır.


MODERN REFAH DEVLETİ:Geniş kapsamlı bir vatandaşlık anlayışı ve sosyal haklar temelinde edindiği amaçlar arasında eğitim,sağlık,istihdam ve gelir dağılımı yer almaktadır.


NOT:Birçok Avrupa ülkesi ve ABD de refah devleti uygulamalarına hız kazandıran dünya ekonomik bunalımı 1929 tarihinde yaşanmıştır.


 


Refah Devletinin Altın Çağı : Altın çağ olarak ifade edilen dönem 1945-1975 yılları arasını kapsamaktadır.Keynes tarafından geliştirilmiş olan ekonomik ve soysal açıdan etkin bir devlette ekonomik büyümenin zorunluluklarıyla daha fazla sosyal adalet gerekliliği dengesine dayanan dönem refah devletinin altın çağı olarak ifade edilir.


 TIMAR: Köylülerin kiracı olarak işledikleri topraklarda elde ettikleri ürünün bir kısmını toprağın sahip olan devlete vermeleri şeklinde işleyen Osmanlı Toprak Sistemine TIMAR adı verilir.


VAKIF :Bir hizmetin gerçekleştirilmesi amacı ile kişinin sahip olduğu malın özel mülkiyetten çıkarılarak toplumsal mülkiyete aktarılmasına ve orada tutulmasına VAKIF adı verilir.


AHİ TEŞKİLATI:Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu da yaşayan Müslüman halkın sanat,ticaret ve ekonomi gibi mesleki alanlarda yetişmesini sağlayan dini ,ticari ve mesleki örgütlenmelere denir.


AMACI:


1-Ahi Teşkilatının Başlıca Amacı :Karşılıklı dayanışma ve yardımlaşma düşüncesinin oluşturulması ve yaygınlaştırılmasıdır.


2-Yoksula ve yabancıya ve misafire sofra kurup onu beslemek ahi ideolijisinin temelini karekterize etmektedir.


3-İlk olarak usta ,kalfa ,çırak şeklinde kurulan mesleki hiyeraşi ahi teşkilatı içinde yapılandırılmış mesleki ve ahlaki temele dayalı güçlü bir niteliğe sahip olmuştur.


4-Mesleki eğitim usta,kalfa,çırak eğitimi içinde gerçekleşmiş ve keyfi davranışlar önlenmiştir.


 NOT:15.yy.ikinci yarısından itibaren güç kaybetmeye başlayan ahi teşkilatı yerine merkezi yetci politikaya ayak uydurabilen yönetimin gözetim ve denetimine açık lonca teşkilatının doğmaya başlandığı ve güçlendiği görülmüştür.


POLİS NİZAMI :Beldede düzenin halkın ve belde sahiplerinin güvenliğinin sağlanması için bir takım genel kuralların bir araya getirilmesinden oluşan POLİS NİZAMI 1845 tarhinde çıkartılmıştır.


MEVADD-I MADENİYEDE NİZAM NAĞMESİ:Maden işlerine ilişkin esasları belirlemeye çalışan madenlerin işletilmesinde kullanılan girdilerin ve istihdam edilen insan gücünü kullanılmasında idareye ve maden mühendislerine bir takım yükümlülükler getiren nizam nağme 1863 tarihinde çıkartılmıştır.


DİLAVER PAŞA NİZAMNAĞMESİ :Tanzimat dönemi şartları bakımından oldukça ileri bir sosyal politika düzenlenmesi şeklinde olan işçilerin korunmasını ve huzur içinde çalışacakları iş şartlarının oluşturulmasını hükme bağlayan nizamnağme 1865 tarihinde çıkartılmıştır.


 MAADİN NİZAMNAĞMESİDİR:İş güvenliği ilkesi üzerinde ısrarla duran ve akit serbestçisi ilkesini tanımlamaya çalışan 1869 tarihi düzenleme MAADİN NİZAMNAĞMESİDİR.


MECELLE: İlk Türk Medeni Kanunudur.Ahmet Cevdet paşa başkanlığındaki bir bilim kurulu tarafından hazırlanmış ve 1877 yılında sultan Abdülhamit tarafından uygulanmaya başlanmıştır.İş ilişkilerini dönemin anlayışına uygun olarak insan kirası şeklinde ele almıştır.


İşçi işveren ilişkilerine liberal ve bireyci görüşle yaklaşan işçi ve iş verenin tam bir özgürlük içersinde iş ilişkilerini düzenlemelerini kabul etmiştir.


 PATERNALİZM: Yönetimde hiyararşik bir yapının varlığını ve alınacak kararlarında ideal kişi ya da kişiler tarafından alınması gerektiğini savunan yönetim biçimidir.


 İZMİR İKTİSAT KONGRESİ: Temel ekonomi politikalarının belirlendiği işçi işveren ve meslek gruplarından temsilcilerin davet edilmesi sanayileşme düşüncesini ortaya konulması bakımından önem taşıyan bir organizasyondur.


UMUMİ HIFZISIHHA KANUNU: Ülke ve halkın sağlığını korumasını amaçlayan özellikle çocuk ve kadınların çalışma şartlarına ilişkin getirdiği hükümler ile geniş kapsamlı sosyal politika tedbirlerini içeren bir kanundur.


3008 SAYILI İŞ KANUNU: Sosyal nitelikleri ağır basan ve çalışma hayatında döneminin ihtiyaçlarına cevap veren T.C.’nin ilk iş kanunu ‘dur.


 NOT: Ülkemizde sendikacılık hareketlerinin gelişmesini sağlayan Prof. Dr.Gerhard Kessler Çalışma bakanlığının oluşumunda katkı sağlamıştır.


 


İTHAL İKAME MODELİ: Yurtdışından ithal edilmekte olan malların sağlanan destek ve teşviklerle yurtiçinde üretiminin sağlanmasına dayalı sanayileşme modelidir.


 


AMELEPERVER CEMİYETİ: Türkiye’de sendikacılık hareketinin doğuş döneminin başlangıcı olarak ifade edilen Ameleperver Cemiyeti 1871 tarihinde kurulmuştur.


 


TATİL-İ EŞGAL: 1. ve 2. Meşrutiyetin sağladığı haklar çerçevesinde yaygınlık kazanan grev eylemlerini yasaklayan mevcut sendikaları feshederek sendikaların kurulmasını yasaklayan düzenlemedir.


 


TÜRK İŞ SENDİKASI: İlk işçi sendikası konfederasyonu olan Türk İş 1952 tarihinde kurulmuştur.


 


TÜRKİYE DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKASI(DİSK): 1967 tarihinde kurulmuştur.


 


MADENİ EŞYA SANAYİCİLERİ SENDİKASI(MESS): Koç grubunun önderliğinde kurulmuştur.


 


İSTANBUL İŞVERENLER SENDİKASI: 15 Ekim 1961 tarihinde çeşitli sektörlerden gelen işverenler MESS ile birlikte İSTANBUL İŞVERENLER SENDİKASINI kurmuşlardır. İstanbul İşverenler sendikası 2. olağan genel kuruluda örgütlenmenin ülke düzeyinde yapılması ve birliğin adının da Türkiye İşveren sendikaları Birliği olması kararını 1962 tarihinde karara bağlamışlardır.


 


NOT: 274 sayılı sendikalar kanunu 1963 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türk sendikacılık hareketinin bölünmüşlük yasal sınırlamalar ve değişen ekonomi politikaları çerçevesinde zor bir döneme girdiği yıllar 1980 sonrası dönemi kapsar.


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


SOSYAL POLİTİKA


 3.ÜNİTE ÖZETİM


 İSTİHDAM, İŞSİZLİK, ÜCRETLER VE ÇALIŞMA KOŞULLARI


 


İSTİHDAMLA İLGİLİ İFADELER


- İstihdam doğrudan insana odaklanması sebebiyle sosyal politikanın ilgi alanına girer


- İstihdam, üretimi gerçekleştiren ve ekonomik değer yaratan emek unsurunu ele alması açısından iktisadın ilgi alanına girmektedir.


- Sosyal politikacılar istihdamı bir amaç olarak kabul edilir.


- İstihdam iktisatçılar için gelir hedefine ulaşmanın bir aracı olarak kabul edilir.


- İstihdam sadece iktisatçıların değil aynı zamanda sosyal politikayı da ilgilendiren bir konudur.


 


GENİŞ ANLAMDA İSTİHDAM:


-Üretim faktörleri olan emek, sermaye, doğal kaynaklar ve müteşebbisin üretime sevk edilmesi yani çalışması veya çalıştırılması olarak tanımlanan kavramdır.


- Üretim faktörlerinin genellikle bir yıl gibi belirli bir dönem içerisinde kullanılma derecesi olarakda ifade edilebilir.


 


DAR ANLAMDA İSTİHDAM: Üretim faktörlerinin tamamının değil de sadece emeğin üretiminde kullanılması ya da gelir sağlamak amacıyla çalışması ya da çalıştırılması olarak tanımlanan kavramdır.


 


ÜRETİM FAKTÖRLERİ: Üretimin gerçekleştirilmesi için gerekli olan unsurlar ifade edilen Emek, Sermaye, Müteşebbis ve Doğal kaynaklardan oluşan unsurlara üretim faktörleri denir.


 


MİLLİ GELİR: Bir ekonominin belirli bir dönemde ürettiği mal ve hizmetlerin toplamına Milli Gelir denir.


 


TAM İSTİHDAM:


- Bir ekonomide üretim faktörlerinin tümünün üretime katıldığı ekonomide atıl yada çalışmayan kapasitenin bulunmadığı durumuna tam istihdam denir.


- Tam istihdam düzeyine yaklaşıldıkça istihdam düzeyindeki artışlar Milli gelirde daha düşük oranda artışlara neden olmaktadır.


- Mevcut çalışma koşullarında çalışmak isteyen herkesin iş bulduğu istihdam düzeyi olarak ifade edilir.


 


DOĞAL İŞSİZLİK: Geçici konjonktürel ve yapısal faktörler sebebiyle bir iş gücü piyasasında %100 istihdam sağlanamaması ve iş gücünün %3-5 gibi küçük bir bölümünün işsiz olma durumu olarak tanımlayan işgücü piyasasının etkinliğini ölçmede kullanılan teorik araç doğal işsizliktir.


 


EKSİK İSTİHDAM:


- Bir ülkede mevcut üretim faktörlerinin tamamının talep yetersizliği nedeniyle kullanılmaması durumuna denir.


- Üretim faktörleri içinde yalnızca emek faktörü dikkate alındığında istihdam edilmete olan bireyin çalışma gücü ve arzusu olduğu halde halihazırda çalıştığından daha fazla çalışamaması veya başka bir mesleğe geçmesi halinde verimliliğin artması nedeniyle ifade edilen kavram eksik istihdam kavramıdır.


 


GÖRÜLEBİLEN EKSİK İSTİHDAM: Daha çok gelişmiş ülkelerde görülen normal çalışma sürelerinin altında çalışmayı ve istihdam edilen bireylerin arzu etmedikleri halde kısmi süreli çalıştığı istihdam görülebilen istihdam eksik istihdamdır. Daha çok gelişmiş ülkelerde görülmektedir.


 


GÖRÜLEMEYEN EKSİK İSTİHDAM:


Gizli eksik istihdamda olarak da adlandırılan istihdam görülemeyen eksik istihdamdır. Çalışma sürelerinde bir kısıtlama olmadığı halde istihdam edilen işgücünün çalışma karşılığında elde ettiği gelirin düşük olması ya da çalışan işin niteliğinin bireyin kapasitesini eğitim düzeyini ve vasıflarını tam olarak kullanılmasına olanak vermesine görülemeyen eksik istihdam denir.Daha çok gelişmekte olan ülkelerde görülür.


 


AŞIRI İSTİHDAM: Bir ülkedeki mevcut emeğin tamamı kullanılmasına rağmen talebin karşılanamaması durumuna aşırı istihdam adı verilir.


 


İŞSİZLİK:


- Toplum açısından işsizlik ücreti kaynakların bir bölümünün kullanılamaması anlamına gelir.


- Birey açısından işsizlik çalışma isteğinde gücünde ve çalışmaya hazır durumda olan bireyin cari ücret ve mevcut çalışma koşullarında belirli sürelerle iş aramasına rağmen bulamaması durumudur.


- Uluslar arası çalışma örgütü(ILO) ya göre işsizlik tanımında 3 temel unsurlar, iş sahibi olmama, iş arama, işe başlamaya hazır olmadır.


 


ÇALIŞMA HAKKI: Çalışma hakkı çerçevesinde düzenlenen sosyal politika tedbirleri yaterli istihdam imkanlarının yaratılması iş arayanlar ile işgücü arayanların buluşturulması iş sağlığı ve güvenliği koşullarının iyileştirilmesi yaşam boyu öğrenme perspektifi içinde mesleki eğitim yoluyla insan gücü kaynağının niteliklerinin geliştirilmesi olarak sıralanır.


 


ASGARİ ÜCRET: İşçi ve ailesinin günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre insanca yaşamasını sağlayacak insanlık onuruyla bağdaşacak bir ücreti ifade eden ve ücretin alt sınırını oluşturan ücrete asgari ücret denir.


 


BİREYSEL SENDİKA ÖZGÜRLÜĞÜ: Çalışanların serbestçe sendika kurma ve kurulmuş sendikalara üye olabilme özgürlüklerini ifade eden diğer bir yandan bireylerin sendikalara girmeme veya sendikalardan özgürce ayrılma haklarını da kapsayan sendika özgürlüğüne denir.


 


KOLEKTİF SENDİKA ÖZGÜRLÜĞÜ: İşçi ve işverenlerin kurdukları sendikaların yasal olarak tanınması ve faaliyetlerinin güvence altına alınması anlamına gelen sendika özgürlüğüne kollektik sendika özgürlüğü denir.


 


SOSYAL RİSK: Ne zaman ortaya çıkacağı bilinmemekle birlikte ileride gerçekleşmesi muhtemel ya da muhakkak olan ve buna maruz kalan kişinin mal varlığında eksilmeye neden olan tehlikeye denir. Sosyal riskler arasında yer alan fizyolojik riskler; hastalık, analık, sakatlık ve ölümdür.


 


 


İŞSİZLİĞİN BİREYSEL ETKİSİ:


- İşsiz kalan bireyin tembelliğe alışması ve kendini işe yaramaz hissetmesi


- Bireyin işsiz kalması bireyin ve ailesinin hayat standartlarını düşürür.


- Bireyin işsiz kalması vasıflarını ve entelektüel yeteneklerini kaybetmesine yol açar


- İşsiz kalan birey umutsuzluğa ve çaresizliğe düşer, özgüvenini yitirir.


- Topluma katkısı olmayan birey moral yönünden çöküntüye uğrar ve topluma olan aidiyet duygusu azalır.


İŞSİZLİĞİN EKONOMİK ETKİLERİ


- İşsizliğin artması çalışan sayısı ve işletme karlarının olumsuz yönde etkilendiğinde vergi gelirleri azalması işsizliğin ekonomik etkisidir.


- İşsizlik ekonomik etkinliğin bir göstergesidir.


- İşsizlik oranının yükselmesi bir ekonominin daha fazla üretebilme gücü olduğu halde bunu değerlendiremediğini ortaya koymaktadır.


- İşsizlik gelir dağılımı eşitsizliğini ve yoksulluğu artırır.


- İşsizliğin artması ekonomideki tasarruf eğiliminin azalmasına ve yatırımların düşmesine neden olur.


 


İŞSİZLİĞİN TOPLUMSAL ETKİLERİ


- İşsizlik sosyal dışlanmaya neden olur.


- İşsizlik sosyal, ahlaki ve ailevi pek çok değerin kaybolmasına neden olur.


- İşsizlik toplumda huzur, güven ve istikrarı bozar.


- İşsizlik toplumsal çözülmeleri ve sosyal gerginlikleri artırır.


 


SOSYAL DIŞLANMA: Toplum ve bireyin bütünleşmesini sağlayan ekonomik sosyal siyasal ve kültürel sistemlerin bütününden kısmen ya da tamamen yoksun olma sürecine sosyal dışlanma denir.


 


İSTİHDAM EDİLEBİLİRLİK: Bireyin istihdama girmesini ve çalışma yaşamı boyunca istihdamda kalmasını iş güvencesini sağlayacak bilgi beceri ve yeteneklerdeki gelişimi ifade eden kavramdır.


 


AKTİF İSTİHDAM: Emek arzı ve talebi açısından işsizliğin sebeplerini ortadan kaldırmaya çalışan ve genellikle belirli grupların hedeflendiği istihdamdır. Aktif istihdamın hedef kitlesi uzun dönemli işsizler kadınlar gençler ve engelliler yer alır.


AKTİF İSTİHDAM POLİTİKALARININ KAMUNUN EŞLEŞTİRME DANIŞMANLIK HİZMETLERİ


- İşsizler bölgesel olarak pazarlanabilir niteliklerinin belirlenmesi


- İşsizlerin iş bulabilmesi için yeniden eğitimin gerekli olup olmadığına karar verilmesi


- İşsizlerin meslek eğitim programına ve iş arama seminerlerine yönlendirilmesi


- Açık işler ile iş arayanların özgeçmişlerinin karşılaştırılarak uygun eşleşmenin gerçekleşmesi


- Aktif istihdam politikaları içinde en pahalı olanı Mesleki eğitim programlarıdır.


 


PASİF İSTİHDAM:


- İşsizliğin birey ailesi ve toplum üzerindeki olumsuz etkilerinin giderilmesine denir.


- Erken emeklilik pasif istihdam politikası içinde yer alır.


- Çalışma paylaşımı işsizlikte mücadelede pasif istihdam politikası araçlarıdır.


- Çalışma sürelerinin kısaltılması pasif istihdam politikası araçlarıdır.


- İşsizlik sigortası


- İşsizlik yardımı


 


İŞSİZLİK SİGORTASI: Kendi iradesi dışında işini kaybeden kişilerin karşılaştıkları gelir kaybını geçici süre veya yeni bir buluncaya kadar gidermeyi amaçlayan ve sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren bir sigorta dalı ve sosyal politika aracı olan pasif istihdam politikası aracı işsizlik politikasıdır. İşsizlik sigortasının finansmanı Devlet işçi, işveren primleridir.


 


İŞSİZLİK YARDIMI: İşsizlik sigortası belli bir süre ile sınırlıdır. İşsizlere muhtaçlık durumu devam ettiği sürece yardım yapılmakta olan politika işsizlik yardımıdır. İşsizlik yardımının finansmanı sadece devlettir.


 


ÜCRET VE İSDİHDAM SÜBVANSİYONU: OECD ülkeleri ve ABD de işsizlikle mücadelede yaygın olarak kullanılan talep yönlü aktif istihdam politikası ücret ve istihdam sübvansiyonudur.


 


GENİŞ ANLAMDA ÜCRET: İnsan emeğinin bir bedeli olarak ifade edilen kavram geniş anlamda ücret kavramıdır.


 


GENEL ANLAMDA ÜCRET: İşletmelerin kar ve zararına bağlı olmayan işveren tarafından emek sahibine üretilen malın satışı beklenmeden ödenen, miktarı önceden belirlenmiş gelir olarak tanımlanan kavramdır.


 


ÜCRET HADDİ: Emeğin belirli bir zaman veya üretim birimi başına elde ettiği para miktarını ifade eden kavramdır.


 


TRUCK SİSTEMİ: Çalışan ücretlerinin standart para yerine mal veya para yerine geçen kağıt kuponlar şeklinde ödendiği sistemdir.


 


SOSYAL DAMPİNG: Bir ülkenin daha düşük işgücü maliyetleri ve daha az kısıtlayıcı iş hukuku kuralları aracılığıyla diğer ülkelere karşı rekabet gücünü artırarak istihdam yaratıcı yatırımı kendine çekmesine denir.


 


ÜCRET SİSTEMLERİ


- Zaman esasına dayalı ücret sistemi


- Miktar esasına dayalı ücret sistemi


- Verimlilik esasına dayalı ücret sistemi


- Bireye dayalı ücret sistemi dir


 


ZAMAN ESASINA DAYALI ÜCRET SİSTEMİ: Çalışanın verimliği eğitim düzeyi, kıdemi gibi unsurları dikkate almaksızın kararlaştırılan ödemenin belirli bir süre çalışılması sonuna hak edildiği ücret sistemidir.


 


MİKTAR ESASINA DAYALI ÜCRET SİSTEMİ: Üretim faaliyetinde bulunulduğu zaman dikkate alınmaksızın üretilen parça sayısına ücretin hesaplandığı ücret sistemine denir.


 


VERİMLİLİK ESASINA DAYALI ÜCRET SİSTEMİ: Çalışanın performansının belirleyici unsur olduğu ve ortalama bir verimin üzerinde çalışılması durumunda asıl ücrete ek olarak pirim ödemeleri yapılmasını esas alan sistemdir.


 


BİREYE DAYALI ÜCRET SİSTEMİ: Çalışanın sahip olduğu beceri ve yetkinlikleri esas alan ücret sistemidir.


 


ÜCRETİN UNSURLARI:


- Bir iş karşılığında ödemesi


- İşveren tarafından ödenmesi


- Para ile ödenmesi


- Üçüncü kişiler tarafından ödenmesi


 


NOMİNAL ÜCRET:


- Para ile ifade edilen ücret miktarıdır.


- Cari ücret, nakdi ücret, parasal ücret ve itibari ücret olarak da isimlendirilir.


- İşletmeler bakımından önemli olan ücrettir.


- Ücretin ödendiği ülkenin cari para cinsinden yapılan ödemeyi ifade eder.


 


REEL ÜCRET:


- Çalışan bakımından önemli olan ücrettir.


- Hakiki ücret olarak da ifade edilir.


- Parasal ücretin satın alma gücünü gösterir.


- Nominal ücretin tüketici fiyatları endeksine bölünmesi ile elde edilir.


 


AYNİ ÜCRET: Ücretin iktisadi değeri olan mal ve hizmetler şeklinde sağlanan kısmını ifade eden ücret türüdür.


 


TÜKETİCİ FİYATLAR ENDEKSİ: Belirli bir dönemde belirli bir kitle tarafından tüketici mal ve hizmetlerine ödenen parakende fiyatlardaki değişikliklerin ölçüsüne denir.


 


ÜCRET GELİRİ: İş ya da çalışma süresi veya üretim miktarı ile ücret haddinin çarpımı olarak belirlenen kavramdır.


 


GERÇEK ÜCRET: Her iş için iş verimliği esasına göre tespit eden kavramdır.


 


NET ÜCRET: İşçinin cebine giren para miktarını ifade eder.


 


NOT: Sanayi Devrimi sonrasında devletin çalışma hayatına müdahalesi;


- 1929 ekonomik bunalımı


- Uzun çalışma süreleri


- Liberalizm katı anlayışı


- Kadın ve çocukların fabrika yaşamına girmesi rol almıştır.


 


NOT: İngiltere dokuma sanayinde çalışan çocuk işçilerin günlük iş sürelerini 12 saat ile sınırlandıran ve iş hukuku alanında dünyada atılan ilk adım olan kanun 1802 tarihinde gerçekleşmiştir.


 


DÜZGÜN İŞ: Çalışanların onur eşitlik ve özgürlük temelinde uygun ve üretken bir iş elde edebilmeleri için desteklenmesi fikrinden hareketle ortaya çıkan DECENT WORK kavramı ülkemizde düzgün iş ismiyle ifade edilmektedir.


 


TEMEL HEDEFLERİ:


- Sosyal diyalogun ve üçlü katılımcılığın güçlendirilmesi


- Sosyal korumanın kapsamı


- Etkinliğin herkes için arttırılması


- Temel hak ve prensiplerin işyerlerinde hayata geçirilmesi


- Uygun istihdam


- Gelir elde etmeleri için daha fazla fırsat


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


SOSYAL POLİTİKA


 ÜNİTE 4 ÖZETİM


 GELİR DAĞILIMI VE YOKSULLUKLA MÜCADELE


 GELİR DAĞILIMI: Bir ülkede belirli bir dönemde üretilen gelirin kişiler, gruplar yada üretim faktörleri arasındaki dağılımına gelir dağılımı denir.


 


GELİR DAĞILIMI TÜRLERİ


- Kişisel gelir dağılımı


- Fonksiyonel gelir dağılım


- Bölgesel gelir dağılımı


- Sektörel gelir dağılımı


- Birincil gelir dağılımı


- İkincil gelir dağılımı


 


KİŞİSEL GELİR DAĞILIMI:


- Bir ekonomide belirli bir dönemde üretilen milli gelirin kişiler, aileler ya da nüfus grupları arasındaki dağılıma kişisel gelir dağılımı denir.


- Geliri elde edenlerin bu geliri hangi üretim faktörleri sıfatıyla elde ettiklerinin dikkate alınmadığı gelir dağılımına kişisel gelir dağılımı denir.


- Elde edilen gelirin kaynağının ve bileşiminin önemli olmadığı, miktarının önemli olduğu görüşüne dayanan gelir dağılımı kişisel gelir dağılımıdır.


- Hanelerin sosyal ve ekonomik yapılarında zaman içinde meydana gelen değişikliklerin belirlenmesi ve uluslar arası karşılaştırmalar açısından oldukça önemli olan gelir dağılıma kişisel gelir dağılımı denir.


 


FONKSİYONEL GELİR DAĞILIMI:


- Milli gelirin onu üretim faktörleri arasındaki dağılımı olarak ifade edilen gelir dağılımı fonksiyonel gelir dağılımı.


- Milli gelirin emek sahipleri sermaye sahipleri toprak sahipleri ve girişimciler yani üretim faktörleri arasındaki dağılımını ifade eden gelir dağılımına fonksiyonel gelir dağılımı denir.


- Mili gelirin ücret faiz rant ve kar arasında nasıl dağıldığını gösteren gelir dağılımı fonksiyonel gelir dağılımı denir.


 


BÖLGESEL GELİR DAĞILIMI:


- Bir ülkede yaratılan toplam gelirin coğrafi olarak dağılımına bölgesel gelir dağılımı denir.


- Gelir dağılımı adaletini sağlamak için bölgenin gelir ve istihdam yapılarının analiz edilerek her bölgenin kendi yapısal özelliklerine göre çözüm üretmesinin gerektiği gelir dağılımı bölgesel gelir dağılımı denir.


 


SEKTÖREL GELİR DAĞILIMI


- Bir ülkede yaratılan toplam gelirin üretim sektörlerine göre dağılımını ifade eden kavramdır.


- Tarım, sanayi ve hizmet gibi başlıca üretim sektörlerinin ulusal gelire hangi oranda katkıda bulunduğunu gösteren gelir dağılımına sektörel gelir dağılımı denir.


 


BİRİNCİL GELİR DAĞILIMI:


Üretim sürecine katılan üretim faktörleri tarafından yaratılan gelirin serbest piyasa ekonomisine hiçbir müdahale olmaksızın dağılımına birincil gelir dağılımı denir.


 


İKİNCİL GELİR DAĞILIMI:


- Devletin belli bir dönem içerisinde serbest piyasada oluşan gelire çeşitli yollarla müdahale etmesi sonucu oluşan gelir dağılımı ikincil gelir dağılımı denir.


- Gelirin yeniden dağılımı olarak da ifade edilen gelir dağılımı ikincil gelir dağılımı denir.


 


GELİRİN YENİDEN DAĞILIMI:


Devletin birincil gelir dağılımındaki eşitsizlikleri azaltmak amacıyla ekonomik ve sosyal tedbirler uygulayarak piyasa ekonomisinin işleyişine müdahale etmesine gelirin yeniden dağılımı denir.


 


LONERZ EĞRİSİ: Kişisel gelir dağılımında eşitsizliğin boyutunun saptanması için kullanılan kişisel gelir dağılımındaki eşitsizliğin derecesini gösteren eğrinin adı Lonerz eğrisi denir.


 


GİNİ KATSAYISI:


- Kişisel gelir dağılımındaki eşitsizliğin derecesini ölçen katsayıya Gini katsayısı denir.


- Gini katsayısının 1’ yaklaşması gelir eşitsizliğinin arttığını göstermektedir.


- Gini katsayısının 0’a yaklaşması gelir eşitsizliğinin azaldığını göstermektedir.


 


GELİR DAĞILIMINDA SOSYAL POLİTİKA ÖNLEMLERİ


- Günümüzde sosyal politika önlemleri büyük ölçüde gelir dağılımı politikasına ilişkindir.


- Sosyal politikanın gelir dağılımına yaklaşımı düzeltici niteliktedir.


- Herkes için en az yaşama düzeyinin güvence altına alınmasıdır.


- Gelirler arası farklılıkların azaltılmasıdır.


 


GELİR DAĞILIMINI BELİRLEYEN FAKTÖRLER


- Demografik faktörler


- Piyasa yapısı


- Teknolojik gelişme düzeyi


- Üretim faktörlerinin niteliği


- Servet dağılımı


- Enflasyon ve ekonomik krizler


- Bölgesel gelişmişlik farklılıkları


- Kamusal mal ve hizmetlerin dağılımı


- Küreselleşme


 


KAYIT DIŞI İSTİHDAM: Çalışanların ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına hiç bildirilmemesi ya da eksik bildirilmesi nedeniyle vergi ve sosyal güvenlik primleri gibi yasal yükümlülüklerden kaçınılmasına kayıt dışı istihdam denir.


 


DEMOGRAFİK FAKTÖRLER


- Gelir dağılımını belirleyen demografik faktörlerden birisi nüfus artışıdır.


- Özellikle gelişmekte olan ülkelerde nüfus artışı ile birlikte işsizlik ve kayıt dışı istihdam artmaktadır.


- Nüfus artış hızının yüksek olduğu ülkelerde özellikle alt gelir grupları eğitim ve sağlık hizmetlerinden yeterli düzeyde yaralanamazlar.


- Gelir dağılımını belirleyen demografik faktörlerden biriside göçtür.


 


TEKNOLOJİK GELİŞME DÜZEYİ


- Teknolojik gelişme düzeyinin yetersiz olduğu ülkelerde gelir dağılımında adaleti sağlamak kolay değildir.


- Sermaye yoğun teknolojilerin yaygınlaşmasının sonucu olarak üretimde emeğin özellikle niteliksiz emeğin payı azalmaktadır.


- Sermaye yoğun teknolojilerin yaygınlaşmasının doğal sonucu olarak üretimde sermayenin payı hızla artmaktadır.


- Teknolojik gelişme nitelikli işgücünün verimliliğini artırmaktadır.


 


ENFLASYON VE EKONOMİK KRİZLER


- Gelir dağılımını etkileyen temel unsurlardan biri istikrarsız bir ekonominin göstergesi olan enflasyondur.


- Enflasyon sermaye gelirleri ile emek gelirleri arasında emek aleyhine dengesizliğe yol açmasıdır.


- Ekonomik krizler işsizliğin artmasına yatırım ve istihdam olanaklarının daralmasına neden olur.


- Ekonomik krizler istihdam olanaklarını daralttığı için gelir dağılımı üzerinde olumsuz etkiler yaratır.


 


BÖLGESEL GELİŞMİŞLİK FARKLILIKLARI


- Gelişmiş ülkelerde istihdam olanakları fazla ve ücretler yüksektir.


- Geri kalmış bölgelerde işsizlik oranı çok yüksek ücretler düşüktür.


- Geri kalmış bölgelerde mevcut işletmeler daha çok yöreye hitap eden işletmelerdir.


- Bölgeler arası gelişmişlik farkı kişisel gelir farklılıklarının en önemli nedenlerinden birini oluşturmuştur.


 


KÜRESELLEŞME


- Küreselleşme sürecinde ülkeler dünya ekonomisi ile giderek daha fazla bütünleşmektedir


- Küreselleşme süreci ticaretin ve yatırımın önündeki engellerin kaldırılması sürecini de beraberinde getirir.


- Küreselleşme ile dünya ekonomisiyle bütünleşmede mal ve hizmetlerin yanı sıra teknolojiler, finansal akımlar, emek, bilgi ve kültürel akımlar öne çıkmaktadır.


- Küreselleşme ile uluslar arası sınırları aşma yeteneğine sahip olan kesimler lehine gelir dağılımı değişir.


 


GELİR DAĞILIMI POLİTİKASI ARAÇLARI:


- İşgücü piyasası


- Ücret politikaları


- Fiyat politikası


- Gelirler politikası


- Servet politikası


- Maliye politikası


- Eğitim politikası


- Sosyal güvenlik politikası


 


NOT: Devletin tarım ürünlerine yönelik fiyat destekleri FİYAT POLİTİKASI kapsamına girmektedir.


 


GELİRLER POLİTİKASI: Gelir dağılım politikaları arasında yer alan bütün gelirlerle ilgili gelişmelere bu gelirlerin doğuşu esnasında doğrudan etki etmeyi amaçlayan hükümet politikalarına gelirler politikası denir.


 


SATIN ALMA GÜCÜ PARİTESİ: Ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılaşmasını ortadan kaldıran para birimi dönüştürme oranına satın alma gücü paritesi denir.


 


NOT:


- Kişi başına düşen milli gelir açısından dünyanın en zengin ülkesi NORVEÇ’ tir.


- Kişi başına düşen milli gelir açısından dünyanın en yoksul ülkesi BURUNDİ’ dir.


 


MUTLAK YOKSULLUK:


- Kişilerin ya da hane halkının asgari geçim düzeyinin altında olma durumu mutlak yoksulluk olarak ifade edilir.


- Sosyal ya da kültürel ihtiyaçlara değil beslenme, giyinme, barınma temel ihtiyaçlara vurgu yapan yoksulluk türüdür.


 


GÖRELİ YOKSULLUK:


- İnsanın toplumsal bir varlık olmasından hareketle yoksulluğu sadece mutlak anlamda bir yaşamı sürdürme meselesi olarak görmeyen yoksulluk kavramı göreli yoksulluktur.


- Kişi ya da hane halkının sahip olduğu gelir düzeyinin içinde yaşadıkları toplumdaki ortalama gelir düzeyinin belirli bir yüzdesi ile karşılaştırılması esasına dayanan ve karşılaştırılan gelir düzeyinin gerisinde kalma durumu ile açıklanan kavramdır.


-


 


OBJEKTİF YOKSULLUK: Alınması gereken günlük kalori miktarı yada yapılan tüketim harcamaları gibi tespit edilebilir ve doğruluğu kanıtlanabilir bir standardın ya da standartlar setinin aşağısında kalma durumuna denir.


 


GELİR YOKSULLUĞU: Kişilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri ya da asgari bir yaşam standardında yaşayabilmeleri için ihtiyaç duydukları temel gereksinimlerini karşılayacak gelire sahip olmamaları durumudur. Gelir yoksulluğu hesaplanırken yoksulluk sınırı asgari bir yaşam düzeyini sağlamak için gerekli olan gelirdir.


 


DOLAYLI YAKLAŞIM: Yoksullukla mücadelede ekonomik büyümenin eğitim, sağlık gibi temel hizmetlerin sunumunu ve istihdam olanaklarını artıracağı esasına dayanan yaklaşımdır.


 


DOLAYSIZ YAKLAŞIM: Yoksullukla mücadelede radikal reform kamu harcamaları ve yoksullukla mücadelede programlarını kapsayan yaklaşıma denir.


 


RADİKAL REFORM: Kaynakların kötü bir biçimde yeniden dağıtımı yoluyla eşitsizliklerin giderilerek yoksulluğun azaltılmasına olanak sağlayan dolaysız yaklaşıma radikal reform denir.


 


SUBJEKTİF YOKSULLUK: Alınması gereken günlük kalori miktarı yada yapılan tüketim harcamaların gerekli ya da yeterli düzeyin altında olma konusunda kişilerin kendi değerlendirmelerine dayana yoksulluk türüdür.


 


MİKRO KREDİ: Resmi finans kuruluşlarına erişim olanağı bulunmayan yoksul ailelerin üretici faaliyetlere girişmelerine ve tüketimlerini istikrarlı hale getirmelerine yardımcı olmak amacıyla çok küçük meblağlarda sağlanan krediye denir.


 


NOT:


- Dünyada satın alma gücü paritesine göre günde 1,25 $ ın altında gelir elde edenlerin toplam nüfusa oranı en düşük olan ülkeler ORTADOĞU VE KUZEY AFRİKADIR.


- Dünyada satın alma gücü paritesine göre günde 1,25 $ ın altında gelir elde edenlerin toplam nüfusa oranı en yüksek olan ülkeler ALT-SAHRA AFRİKADIR


 


- Dünyada satın alma gücü paritesine göre günde 2 $ ın altında gelir elde edenlerin toplam nüfusa oranı aynı oran olan ülkeler LATİN AMERİKA ve KARAYİPLER ile ORTADAĞU ve KUZEY AFRİKADIR.


- Dünyada satın alma gücü paritesine göre günde 2 $ ın altında gelir elde edenlerin toplam nüfusa oranı en yüksek olan ülkeler GÜNEY ASYADIR.


- Dünyada satın alma gücü paritesine göre günde 2 $ ın altında gelir elde edenlerin toplam nüfusa oranı en düşük olan ülkeler AVRUPA ve MERKEZ ASYADIR.


 


İNSANİ YOKSULLUK: İnsani gelişme ve insani yaşam işçin parasal olanakların yanı sıra temel ihtiyaçların karşılanabilmesi için ekonomik, sosyal ve kültürel bazı olanaklara sahip olmanın da gerekli olduğu fikre dayanan görüştür.


İnsani yoksulluğu ölçmek için geliştirilen insani yoksulluk endeksinde yer alan kriterler;


- Yaşam süresinin kısalığı


- Temel eğitim hizmetlerinden mahrumiyet


- Kamusal ve özel kaynaklara erişememedir.


 


KAFA SAYISI ENDEKSİ: Yoksulluğun ölçümün de. Yoksulluk çizgisi altındaki kişilerin toplam nüfusa oranı şeklinde belirlenen yoksulluğun ölçülmesinde en yaygın kullanılan endeks Kafa Sayısı endeksidir.


 


YOKSULLUĞUN NEDENLERİ


- Kişilerin çalışmaya istekli olmamaları, yeterince çaba sarfetmemeleri ya da sorumluluk almamaları gibi kişisel nedenler


- Başta ekonomik politikaları olma üzere ücretler, yetersiz eğitim ve istihdam olanakları ayrımcılık gibi yapısal etmenlerle ilişkilendirmektedir.


- Yeterince üretim yapılamaması ve üretilerek yaratılan değerin kişiler, bölgeler ve sektörler arasında dengeli biçimde paylaştırılamaması.


- Yoksulluğun nedenleri içinde yaşanılan zamana ve ülkeye, hatta ülke içindeki, farklı bölgelere göre değişmektedir.


 


SOSYAL DEVLET: Sosyal ve ekonomik yaşamı yönlendirerek güçsüzleri, yoksulları, yardıma muhtaç kişileri koruyan ve onlara gerekli imkanları sunmak için sosyal ve ekonomik kurumları tesis eden devlet anlayışıdır.


 


BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KALKINMA PROGRAMI: Bir ülkenin başarısının ya da bireyin refahının sadece para ile değerlendirilemeyeceğinin evrensel olarak kabul etmiştir. Küresel Gelişme Raporunu bu kuruluş yayınlamıştır.


 


ULUSLAR ARASI ÇALIŞMA ÖRGÜTÜ: Yoksulluğun azalmasında ekonomik büyümenin zorunlu ancak yeterli koşul olmadığı belirtilen yoksulluğun azaltılmasında istihdam merkezli kalkınma stratejisinin kapsayıcı bir perspektifte sahip sosyal güvenlik ağlarının ve sosyal transferlerin öneminin vurgulandığı Düzgün iş ve Yoksulluğu Azaltma Stratejisi Uluslar arası Çalışma Örgütü tarafından yayımlanmıştır.


 



Sosyal Politika Özetler (1. ünite, 2. ünite, 3. ünite, 4. ünite) AOFhttp://www.katipdestek.com/konular/hukuk-mahkemeleri

Maliye Politikası Özet 1 (1 Ünite 2. Ünite 3. Ünite 4. Ünite 5. ünite)

MALİYE POLİTİKASI – I 


ÜNİTE 1


***Maliye Politikası: Kavramlar, Etkinliği ve Sınırları


*** Dar anlamda maliye politikası: Devletin bütçe kanalından yaptığı harcama artışının milli gelir ve istihdam üzerindeki yükseltici etkisidir.


*** Geniş anlamda maliye politikası: Devletin tüm vergi ve harcama araçları ve kamu teşebbüsleri ile giriştiği ekonomik faaliyetlerdir.


*** Nötr vergiler: Yükümlü üzerinde gelir etkisi oluşturan fakat ikame etkisinin sıfır olduğu vergilerdir.


*** Efektif talep: Tam istihdamın sağlanmasına yönelik olarak kamu talebi ile destekli toplam talep miktarıdır.


*** Likidite tuzağı: Verili bir faiz oranında, halkın arz edilen tüm para miktarını tutmaya hazır olduğu durumdur.


*** Doğal işsizlik oranı: Emek verimlilik artışının sıfır ve ortalama reel ücret haddinin sabit olduğu, sonuçta fiyat düzeyinin de sabit kalabildiği koşuldaki işsizlik oranıdır.


*** Para yanılsaması: İşçilerin enflasyon karşısında reel ücret düzeyi ile net algılama yapamaması durumudur.


*** Dışlama etkisi: Genişletici maliye politikası uygulanması sonucunda faiz oranının yükselmesine bağlı olarak özel yatırım harcamalarının azalması durumudur.


*** Rasyonel beklentiler: Kişilerin ekonomik değişkenlere ilişkin tüm bilgileri kullanarak yaptıkları beklentilerdir.


*** Bütçe devresel bileşkesi: Tam istihdam bütçe fazlası ile olağan dönem bütçe fazlası arasındaki farktır.


*** Mali sürüklenme: Bütçe devresel bileşkesinde görülen fazlanın ekonomide gelir artışını frenleme etkisidir.


Maliye Politikası Hangi Koşullarda Ortaya Çıkmıştır? :


Maliye politikası; Geniş anlamıyla, kamu bütçe araçları olan kamu harcamaları, vergi ve diğer gelir kaynaklarının miktar ve bileşiminde değişiklikler yapılarak, ekonomide öngörülen iç ve dış dengelerin

sağlanması politikalarının bütünüdür. Maliye politikasının ortaya çıkışı, 1929 Krizi ertesinde yaşanan derin ekonomik çöküş ve işsizlik sorununun çözümünü amaçlayan, Keynes’in ünlü Genel Teori kitabında ortaya koyulan teorik esaslara dayalı politikalarla gerçekleşmiştir. Dar anlamda maliye politikası kavramı ile tam istihdamı sağlamaya yönelik olarak, otonom kamu yatırımlarıyla efektif talebi oluşturup milli gelirin yükseltilmesi geniş anlamda maliye politikası kavramı ile de bütçe

harcama ve gelir politikaları yanında kamu iktisadî kuruluşları ile de güdülen politikalar anlaşılır.


Klâsiklerin hangi gerekçelerle devletin müdahalesine gerek kalmadan ekonominin dengeye gelebileceğini savunduklarını ayırt etmek.


Klâsikler ücret ve fiyatların tam esnekliğe sahip olduğu, üretim faktörlerinin sektörler arasında tam geçişlilik özellikleri taşıdığı varsayımları ile piyasaların dengeye geleceğini ve devletin ekonomiye

müdahale etmesine gerek olmadığını ileri sürmüşlerdir. Denk bütçe ve yatırımın tasarrufa eşit olması koşullarında ekonominin dengede olacağını savunan klâsikler, ekonomide oluşabilen dengesizliklerin geçici olduğunu, denge dinamiklerinin etkisiyle bu koşulların kendiliğinden ortadan kalkacağını, böyle durumlarda devletin ekonomiye müdahalesinin olumlu etki yaratmayıp, tam tersine, olumsuz sonuçlar doğuracağını savunmuşlardır. Klâsiklerin bu iddiaları ileri sürmeleri, ekonomilerin henüz

kurumsallaşmamış ve ileri düzeyde ihtisaslaşma aşamasına gelmemiş olmalarından kaynaklanıyordu.


*** Keynesyen maliye politikasını klâsiklerin görüşünden ayıran temel farklılıkların neler olduğunu açıklamak.


Keynes ekonomiye yukarıdan, makro boyuttan bakarak, öncelikle makro dengelerin sağlanması kuralını getirmiştir. Bu görüşler doğrultusunda makroekonomi ve maliye politikası ortaya çıkmıştır.


Keynes’e göre, ekonomilerin denge hallerinde işsizlik sorununun çözülmeyip, kamunun müdahalesi ile toplam talep yükseltilerek, efektif talebe ulaşılması gerekmektedir. Bu görüşün dayandığı görüş

ücret ve fiyatların klâsiklerin savunduğu gibi esnek olmadığı, geriye doğru sertlik gösterdiği, bundan dolayı da piyasa ayarlamalarının gerçekleşemediğidir. İşsizliğe neden olan eksik talep koşulunun

bütçe ve harcama sistemi ile telafi edilmesi temel Keynesyen maliye politikası aracıdır.


*** Keynesyen yaklaşımın temelini oluşturan varsayımları monetaristlerin hangi gerekçelerle reddettiğini değerlendirmek.


Monetaristler de klâsiklere benzer şekilde paranın rolünü ikincil derecede önemli algılayarak, Keynesyen görüşten ayrılmışlardır. Monetaristlere göre Keynesyen maliye politikasının etkileri ancak kısa dönemde ve geçici olarak ortaya çıkabilir. Uzun dönemde ise ekonomide doğal işsizlik önlenemez ve maliye politikasının genişletici önlemleri eski dengelerde yüksek fiyat oluşumuna neden olur.


Maliye politikası uygulaması sonucunda toplam talebin yükselmesinin oluşturduğu fiyat artışının işverenler ve para yanılsaması altındaki işçiler tarafından farklı algılanması kısa dönemde istihdama katkı yapabilir, ancak uzun dönemde denge eski koşulda, doğal işsizlik düzeyinde oluşur.


Friedman’a göre enflâsyon ve işsizlik arasındaki ilişkiyi ortaya koyan Phillips eğrisi kısa dönemde negatif eğilime sahip olup, stagflasyon koşulunda pozitif eğim alırken, uzun dönemde doğal işsizlik oranında dik

olmaktadır.


*** Son dönem maliye politikası yaklaşımlarının Keynesyen ve monetarist görüşlerle birleştiği ve farklılaştığı noktaların neler olduğunu karşılaştırmak.


Son dönem maliye politikası yaklaşımları Keynesyen ve monetarist görüşlerden geniş çapta etkilenmiş olmakla beraber, onlardan farklı olarak, daha güçlü bir şekilde mikro temellere ve sistemin işleyişine

yönelmişlerdir. Yeni klasik görüşe göre, bilgi sahibi olan ekonomik aktörlerin rasyonel beklentiler doğrultusunda yararlarını en çoklaştırıcı davranışları sonucunda fiyat ve ücret esnekliği varsayımı altında piyasalarda denge sağlanır. Yeni Keynesyen görüş çeşitli nedenlerden kaynaklanan ücret ve fiyat katılığı üzerinde yoğunlaşarak ekonomik şokları açıklamaya çalışmıştır. Post Keynesyen görüşte ise, ekonomik şok ve dengesizliklerin ücret ve kâr getirilerini birbirinden uzaklaştırması nedeniyle gelir dağılımı konusu önem kazanmıştır. Diğer yandan sermayenin kâr sıkışıklığı krizi arzyanlı ekonomi görüşünü ortaya çıkarmış ve sermaye üzerindeki kamusal yüklerin hafifletilmesini gündemde üst

sıralara taşımıştır.


*** Hangi ekonomik koşullarda maliye politikası amaçlarından hangisinin öne çıkabileceğini ve aralarında ne tür çatışmalar oluşabileceğini açıklamak.


Maliye politikasının temel amacı, iç dengenin ve dış dengenin sağlanmasıdır. İç dengenin ana unsurları fiyat istikrarının sağlanması, yani enflasyonist ve deflasyonist dalgalanmaların önlenmesidir.

İç istikrar alanında ikinci önemli konu da işsizliğin önlenmesi ve tam istihdamın sağlanmasıdır. Bu iki hedef yan yana konulduğunda istikrarlı büyüme konusu ile karşı karşıya gelinir. Çünkü, fiyat istikrarı

ve istihdam konularının statik konumda çözülmesi, ekonomik büyümenin sağlanamadığı durumda zamanlar arası ekonomik istikrarsızlığa yol açar. Dış istikrar ise ekonominin dış dünya ile olan ekonomik ilişkilerinde cari hesap dengesinin sağlanmasını içerir. Tüm bu amaçlar yumağı içinde

bütünsel olarak optimum koşulu yakalamak her zaman mümkün olmayabilir. Amaçların tümünün sağlanamadığı durumlarda tercihli olanlara ağırlık verilerek politika uygulamasına geçilir.


*** Maliye politikasının temel araçlarının neler olduğunu, etkilerinin nasıl ortaya çıktığını açıklamak.


Maliye politikasının temel araçları vergi, harcama ve borçlanma olarak bütçe kalemleri ve kamu iktisadî teşebbüsleri şeklinde ekonomide fiilen yer alan üretim ve istihdam birimleridir. Devlet söz konusu araçlarla araçların çeşitli özelliklerinden yararlanarak, fiyat istikrarı ve istihdam gibi iç istikrar

alanında ve cari dengeyi sağlayarak dış istikrar alanında etkili olmaya çalışır. Ancak, söz konusu maliye politikası araçlarının hedeflenen tüm amaçlara istenildiği kadar etkili biçimde yönlendirilmesinin mümkün olduğu düşünülmemelidir. Ekonomilerin içinde bulundukları aşamalar ve varolan kurumlar çerçevesinde araçların kullanımı sınırlı olabilir.


*** Maliye politikasının etkinliğinin ölçümünün niçin önemli bir konu olduğunu değerlendirmek.


Maliye politikasının etkisini ölçebilmek için tam istihdam koşulu altında saptanan bütçe fazlası ile filli bütçe büyüklüğü arasındaki fark dikkate alınır. Bunun nedeni, kamu bütçesi büyüklüğüne ve

kalemlerine çoğu durumda iradi müdahale olmadan ekonomideki bazı değişikliklerin etki ediyor olmasıdır. Maliye politikasının net etkisi anlaşılıp ortaya konulduktan sonra, hangi politikaya yönelik kullanılacağı saptanabilir. Böylece amaç ve araç belirlenmesi sonrasında politikaların zamanlamasına da dikkat etmek gerekir. Politikalarda zamanlamanın gereği biçimde yapılmaması durumunda politikanın etkisi zayıflıyor olabileceği gibi, hedeflenenden ters yönde etki de oluşturulabilir.


*** Maliye politikası ne tür bir tarihsel gereksinimden ortaya çıkmıştır?


Ekonomi politikaları genellikle gelişmiş kapitalist ekonomilerde ortaya çıkmıştır. Ekonomi alanındaki teorilerin birincil işlevi, dokular arasındaki ilişki kurallarını saptayarak organizmanın çalışmasını açıklamak, ileriye yönelik öngörüler yapabilmek, bazı istenmeyen sonuçları önleyebilecek ve sistemi istenir doğrultuda sürdürebilecek anahtarı ele geçirmektir. Makroekonomi alanı içinde yer alan maliye politikası da 1929 Krizi ile oluşan derin işsizlik ve bunalımın aşılabilmesi ve ekonomik işleyişin

sarsıntısız sürdürülebilmesi için kamusal müdahale araçları ile ilgili kuralları geliştirmiş ve devreye sokmuştur.


***Hangi gerekçelerle küçük devlet ve tarafsız vergi görüşünü savunabilirsiniz?


Neoklasik okula göre, bir ekonomide piyasa faiz göstergesi altında yatırımların tasarrufa eşit olduğu durumda, yaratılan kaynaklarla kullanılan kaynaklar arasında denklik sağlanmış olur. Ancak, zorunlu olarak devlet devreye girdiğinde ekonomide yeni bir kaynak çekme ve harcama yapma dokusu oluşur.

İlk olarak, sistemin dengede olması için söz konusu devlet bütçesinin de denk olması gerekir. İkinci olarak da vergi ve harcama kanallarının fiyat yapısını bozmaması ya da bozma etkisinin asgari düzeyde tutulabilmesi için devletin, olabilecek en küçük boyutta olması ve özellikle de vergilerin nispi fiyat yapısını bozmaması gerekçesi ile nötr vergilerden (tarafsız vergi) oluşması tercih edilir.


 


*** Keynes sisteminde en temel maliye politikası aracı olarak efektif talebin işlevini ve oluşturulma yöntemini nasıl açıklarsınız?


Kapitalist ekonomilerde milli gelir ve buna bağlı olarak istihdam düzeyinin düşük olmasını yetersiz talep görüşüne bağlamış olan Keynes, tam istihdamı sağlayan piyasada oluşan düzeyden daha yüksek talebe efektif talep adını vermiştir. Efektif talebe, toplam özel harcamalara kamu harcamaları ile yükseltilmiş toplam talep ile ulaşılır.


 


*** Monetarist görüşün Keynesyen görüşten farklarını ve bu farklılıkların ortaya çıkmasına yol açan ekonomik gelişmeleri nasıl açıklarsınız?


Keynesyen görüş siyasetçilerin oy kaygısı ile aşırı boyutta kullanılarak zaman içinde bütçe açıklarına ve enflasyonist baskılara yol açmıştır. Aynı süreçte, aşırı üretim ve piyasaların hızla yükselen arzı karşılamada yetersiz kalması kâr oranlarının gerilemesine yol açarak, özel birikimlerin finansal

işlemler alanına kaymasına neden olmuştur. Böylece başlamış olan aşırı finanslaşma döneminde enflasyon nominal varlıkları eritme tehlikesi yaratmıştır. Bu tehlike karşısında Keynesyen politikaların

terk edilmesi gündeme gelmiş, mali disiplin kuralları yaygınlaştırılmıştır. Keynesyen görüşten farklı olarak monetarist görüş malî önlemlerin ekonomik dalgalanmaları önleyemeyeceği, hatta daha da

şiddetlendireceği görüşüne dayanır. Monetaristlere göre, malî önlemler kısa sürede ekonomik dalgalanmalara çare gibi görülseler de uzun dönemde ekonomik dengeleri bozucu etki yaparlar.


*** Talep yanlı ve arz yanlı politikalar arasındaki temel farkı nerede görüyorsunuz?


Talep yanlı politikalar Keynesyen kökenli olup piyasa dengesizliklerinin talep yetersizliğinden kaynaklandığı görüşüne dayanır. Arz yanlı politikalar ise küreselleşme döneminde tüm yerküre piyasa olarak devreye sokulduğundan, artık ulus devletler içinde talep genişletici önlemlere gereksinim olmadığı, buna karşın dünya piyasalarına açılan sermayelerin arz yönünden desteklenmelerinin daha yerinde olduğu görüşüne dayanır. Arz yanlı görüşler, yatırımların faiz ve maliyet esnekliğinin yüksek

olduğunu, faizlerin ve vergilerin düşürülmesi ile yatırımların yükseleceğini ve istihdam ve ekonomik refahın sağlanacağını ileri sürerler.


 


*** Ekonomik dengelerin gözetilmesinde iç ve dış dengeler arasındaki ilişkinin hangi piyasa göstergeleri ile kurulabileceğini düşünürsünüz?


Bir ekonomide iç ve dış denge için iki önemli gösterge söz konusudur. Ticari işlemler açısından döviz kuru, sermaye hareketleri açısından ise faiz oranı önemli araçlardır. Bu iki gösterge birbirinden ayrı ortamlarda çalışmayıp, tam tersine, birbirini etkileyecek şekilde devrededirler. Bir ekonomide faiz oranı dünya faiz oranının üzerinde ise o ekonomiye döviz girer ve bu durum ulusal parayı değerli kılarak, ticaret dengesinin ülke aleyhine dönmesine yol açar. Bu nedenle, iki ölçütün de optimum

düzeyde kullanılması kaçınılmazdır. Ancak, her iki ölçütün de bir ortak tabanı bulunmaktadır, o da ekonominin genel verimlilik düzeyidir.


 


*** Maliye politikası araçlarını kaç kategoride tasnif edebilirsiniz?


Maliye politikası araçları, dar anlamda maliye politikası araçları ve geniş anlamda maliye politikası araçları olmak üzere tasnif edilebilir. Dar anlamda maliye politikası araçları bütçe gelir ve harcama kalemlerinden oluşur. Özellikle bütçedeki kamu yatırım kalemleri önemli bir araçtır. Bütçenin dışında kamu iktisadî teşebbüsleri ya da fonlar gibi gelir ve harcama akımlarında yer alabilen kamusal kuruluşlar da geniş anlamda maliye politikası araçları olarak görülürler.


 


*** Maliye politikası uygulamasında etkili sonuç alabilmek için ekonomide hangi veriler dikkate alınmalıdır?


Maliye politikalarının bir ekonomide etkili olabilmesi için, müdahalelerin zamanlamasının iyi

yapılması, müdahale dozunun optimal olması ve müdahalenin uygun alan üzerinde yapılması gerekir.

Bu kurallara uyulmadığı sürece ya müdahale etkisiz kalarak kaynaklar israf edilmiş olur ya da

müdahale istenenden tam ters sonuç veriyor olabilir. Örneğin, bir kriz döneminde yapılacak

müdahalede geç kalınırsa krizin etkileri ağır olabileceği gibi, ekonomi zaten krizden dönme

durumunda olabileceğinden, depresyonu önleme politikası enflasyonist baskılara yol açıyor olabilir.


Ünite 2:


 


 


*** Maliye Politikasının Makroekonomik Temelleri


*** Marjinal Tüketim Eğilimi: Kullanılabilir kişisel gelirdeki değişikliğin tüketim miktarında meydana getirdiği değişikliktir.


*** Kamu Harcamaları Çarpanı: Kamu harcamalarında meydana gelen değişikliğin gelir düzeyinde meydana getirdiği değişikliği ölçmek için kullanılan katsayıdır.


*** Transfer Harcamaları Çarpanı: Transfer harcamalarındaki bir değişikliğin gelir düzeyinde yarattığı değişmeyi gösteren katsayıdır.


*** Vergi Çarpanı: Vergilerde meydana gelen değişikliğin gelir düzeyinde yarattığı değişmeyi ölçen katsayıdır.


*** Denk Bütçe Çarpanı: Eşit miktardaki vergi artışı ile finanse edilen kamu harcamalarının, gelir düzeyinde, artan kamu harcamalarına eşit miktarda bir artış yaratması durumudur.


*** Marjinal İthalat Eğilimi: Gelir düzeyinde meydana gelen değişikliğin ithalat miktarında meydana getirdiği değişikliktir.


*** IS Eğrisi: Planlanan harcamalarla üretim düzeyinin eşit olduğu denge noktalarında gelir ile faiz oranı arasındaki ilişkiyi gösteren eğridir.


*** LM Eğrisi: Para arzı ile para talebinin eşit olduğu denge noktalarında gelir ile faiz oranı arasındaki ilişkiyi gösteren eğridir.


*** Toplam Talep Eğrisi: Bir ekonomide mal ve para piyasalarının eşanlı olarak dengede olduğu fiyat düzeyi ve çıktı miktarı bileşimlerini gösteren eğridir.


*** Toplam Arz Eğrisi: Firmaların, verili her fiyat düzeyinde, arz etmek istedikleri toplam çıktı miktarını gösteren eğridir.


*** Keynesyen Toplam Arz Eğrisi: Ekonomi ciddi bir durgunluk içerisinde iken, mevcut fiyat düzeyinde talep edilen bütün malların firmalar tarafından arz edileceğini gösteren yatay toplam arz eğrisidir.


*** Klasik Toplam Arz Eğrisi: Tam istihdam düzeyinde fiyat ne olursa olsun aynı miktarda mal üretileceğini gösteren dikey toplam arz eğrisidir.


*** Toplam Arz Eğrisinin Orta Alanı: Ekonomi tam istihdama yaklaşırken fiyatlarla üretilen mal miktarı

arasında pozitif bir ilişki olduğunu gösteren toplam arz eğrisidir.


Amaçları


*** Kamu harcamaları ve kamu gelirlerinde meydana gelen değişikliklerin gelir düzeyinde nasıl bir etki yarattığını açıklamak.


Bir ekonomide üretilen mal ve hizmetlerin bir bölümü devlet tarafından kamu hizmeti vermek veya kamu yatırımı yapmak amacıyla satın alınır. Kamu harcamalarında ortaya çıkan artış toplam talebi arttırmakta, vergiler ise toplam talebi düşürmektedir. Kamu harcamalarındaki T1’lik bir artış, gayri safi milli hasılanın denge değerinde kadarlık bir artış meydana getirmektedir. Bazı kamu harcamaları ise transfer niteliğindedir ve bu harcamalardaki T1’lik bir artış milli gelirde kadar artışa yol açar.

Gelirden bağımsız olarak alınan vergilerdeki T1’lilk bir artış milli gelirde kadar azalışa yol açar.


Gelire bağlı olarak alınan vergiler ise çarpan değerini düşürerek, harcamaların milli gelir üzerindeki pozitif etkisini düşürür ve çarpan değeri biçimini alır. Dışa açık ekonomiler başka ülkelere mal satar ve

başka ülkelerden mal satın alırlar. Bir ülkenin ihracatı, mal sattığı ülkenin geliri ile doğrudan bağlantılıdır. İthalatı ise kendi gelirine bağlıdır ve bir ülkede gelir arttıkça dışarıdan daha fazla mal satın alır. Bu durumda uygulanan maliye politikaları milli hasılanın parasal değerini etkilerken, bunun sonucunda dış ticaret açığı etkilenir. Ülkenin geliri artarken, marjinal ithalat eğilimine (m) bağlı olarak ithalat da artar ve bu durumda çarpan değeri biçimini alır. Bu çarpan değeri ithalatın olmadığı çarpan

değerinden daha küçüktür. Yani açık ekonomilerde kamu harcamalarındaki artış, milli geliri kapalı ekonomilerdekine göre daha az arttırır.


 


*** Bir ekonomide mal piyasası yanında para piyasası da dikkate alındığında çarpan mekanizmasının nasıl etkilendiğini açıklamak.


Para piyasası, denge gelir düzeyinin belirleyicilerinden birisidir. Faiz oranı, para arzı ve para talebinden doğrudan etkilenmektedir. Para piyasasının temel unsurlarından birisi para talebidir. Para talebi gelirin ve faiz oranının fonksiyonu olarak ifade edilir. Faiz oranı arttıkça paraya olan talebin

azaldığı varsayılır. Çünkü parayı elde tutmanın fırsat maliyeti faiz geliridir. Yani, parayı elde tutmak bireyleri faiz gelirinden yoksun bırakır. Diğer yandan, mal ve hizmet satın almak için bireyler elde para tutmak isterler. Bu yüzden de gelir arttıkça, bireyler mal ve hizmet satın almak için elde daha fazla para tutmak isterler. Gelir düzeyi ve faiz oranları bileşimlerini gösteren LM eğrisi para piyasasındaki denge noktalarını gösterir. Mal piyasasını temsil eden IS ve para piyasasını temsil eden LM beraber

ele alındığında, yani mal ve para piyasalarında eşanlı denge olması halinde çarpan değeri daha küçüktür. Çünkü harcamalarda meydana gelen artış gelir düzeyini arttırırken, artan gelir dolayısıyla faizler artar ve yatırımlarda meydana gelen azalma gelir düzeyini düşürür. Bundan dolayı da mal ve

para piyasalarının eşanlı dengesinde çarpan değeri en fazla Keynesyen çarpan kadar olur. Bu da likidite tuzağı durumunda olduğu gibi LM eğrisinin yatay olması durumunda olur. Bu durumda, artan

kamu harcamaları faizi etkilemeyip tamamı milli gelir artışına yansır.


 


*** Toplam talepte ve toplam arzda değişiklik yaratan faktörlerin neler olduğunu değerlendirmek.


Toplam talep eğrisi, bir ekonomide mal ve para piyasalarının eşanlı olarak dengede olduğu fiyat düzeyi ve çıktı miktarı bileşimlerini gösterir. Toplam talep eğrisi negatif eğimlidir. Toplam arz eğrisi, verili her fiyat düzeyinde firmaların arz etmek istedikleri toplam çıktı miktarını gösterir ve normal bir

ekonomik işleyişte arz eğrisi pozitif eğimlidir. Toplam talep eğrisinin negatif eğimli olması üç nedenle açıklanır. Refah etkisi, fiyat düzeyinin düşmesiyle para ve diğer varlıkları elinde tutan bireylerin

kendilerini daha zengin hissederek daha fazla harcama yapacaklarını ifade eder. Uluslararası etki, yurt içi fiyatlarla diğer ülke fiyatlarının nispi değişmelerine ilişkindir. Döviz kuru sabit iken, fiyat düzeyinin

düşmesi halinde yurtiçi malların fiyatları diğer ülke mallarının fiyatlarına göre ucuzlamış olur. Tersine yabancı ülke malları da nispi olarak daha pahalı hale gelir. Bu durumda, fiyat düzeyi düşen ülkenin ihracatı artar ve ithalatı azalır. Faiz etkisi ise para arzının değişmediği varsayımı altında fiyat düzeyinin düşmesi halinde reel para arzının artmasıyla ilgilidir. Reel para arzının artması sonucu faiz oranları düşeceğinden, yatırım harcamaları ve dolayısıyla toplam talep artacaktır. Uygulanan maliye ve para politikaları dışında da ekonomideki bazı değişmeler toplam talebin kaymasına neden olabilir (örneğin, kredi kartı kullanımının yaygınlık kazanması gibi). Toplam arz eğrisinin pozitif eğimli olması belirli bir

üretim kapasitesinden sonra artan marjinal maliyetlerden kaynaklanır. Bu durumda talepteki artışın bir kısmı arz artışına, bir kısmı da fiyat düzeyine yansır. Ancak, fiyatlar sadece talep değişmelerinden etkilenmez. Talep dışındaki herhangi bir nedenle de fiyatlarda değişmeler olabilir ve arz etkilenebilir.


 


*** Toplam arz eğrisinin durumuna göre maliye ve para politikalarının üretim ve fiyat düzeyleri üzerindeki etkilerinin neler olduğunu analiz etmek.


Ekonomik istikrar amacıyla uygulanan talep yönetimi politikalarının etkisi arz eğrisinin konumuna bağlı olarak değişecektir. Uygulanacak maliye ve para politikalarının milli gelir ve fiyat düzeyi üzerindeki etkisi, toplam arz eğrisinin üç alanında farklılaşmaktadır. Keynesyen alanda kamu

harcamaları ile artan toplam talep fiyatları etkilememekte, sadece çıktı ve istihdam artmaktadır.


Keynesyen varsayımlar altında para arzındaki artış da benzer bir sonuç yaratacaktır. Ancak, bu sonuçların ortaya çıkmasının dışlama etkisi olmaması halinde mümkün olabileceği dikkate alınmalıdır.


Klasik varsayımlar altında ise ekonomi tam istihdamda dengede olduğu için toplam arz eğrisi diktir.


Buna göre fiyat ne olursa olsun toplam arz değişmeyecektir. Keynesyen ve klasik yaklaşımın önerdiği aşırı uçlar dışında, tam istihdamın altında, ancak ona yakın bir orta alandan söz etmek de mümkündür. Bu alanda ortaya çıkan talep artışının bir kısmı fiyatlara yansırken, bir kısmı da çıktı ve

gelir düzeyini arttırmaktadır.


*** En son harcadığınız parayı hatırlamaya çalışınız. Bu parayı kimin aldığını ve ne yapacağını dikkate alarak, yaptığınız harcamanın çarpan etkisini açıklayınız.


Bir bireyin öğle yemeğini dışarıda yediğini düşünelim.

Restoran sahibi kazandığı para ile marketten et alabilir.

Market sahibi ise kazandığı para ile sinemaya gidebilir.


Bir gün içerisinde meydana gelebilecek olan bu üç harcama en başta yemeğe çıkarak para harcayan bireyin harcaması ile başlamış olmaktadır. Elbette birden fazla harcama yaptığımızı ve her para kazanan bireyin bir miktar tasarruf yaptığını varsayarsak, bizden başlayan harcama süreci bir süre sonra bitecektir. Ayrıca her işlemde bir miktar dolaylı vergi ödediğimizi de düşünürsek, harcama süreci daha da kısalmış olacaktır.


*** Mal ve para piyasalarındaki eşanlı dengeyi dikkate alarak kamu harcamaları ve para arzında meydana gelen artışların çarpan etkilerini açıklayınız.


Kamu harcamaları yapıldığı anda mal ve hizmet talebi yarattığından gelir düzeyi üzerinde arttırıcı etki yaratacaktır. Artan gelir nedeniyle paraya olan talep artacağından faizler artacak ve faize bağlı özel harcamalarda bir miktar azalma olacaktır. Bu azalma harcamaların faize olan duyarlılığına bağlıdır.


Benzer şekilde para arzı artışı, faizleri düşüreceğinden harcama artışına neden olacak ve gelir düzeyi yükselecektir. Artan gelir düzeyi nedeniyle faizlerin bir miktar artması sonucu faize duyarlı harcamalarda bir miktar azalma meydana gelecektir. Dolayısıyla kamu harcamaları ve para arzı faize duyarlı harcamalar nedeniyle daha az genişletici etki yaratacaktır.


Toplam arz ve toplam talep eğrilerinin fiyat düzeyi 10 ve çıktı düzeyi 100 olacak şekilde bir denge noktasında kesiştiğini varsayınız. Fiyatların 5’e düşmesi ve 15’e çıkması halinde denge noktalarının nasıl oluşacağını açıklayınız.


Fiyatların 5’e düşmesi bir talep fazlası ortaya çıkaracaktır. Çünkü daha düşük fiyatlarda talep artarken, arz düşecektir. Fiyatların 15’e çıkması durumunda ise arz fazlası ortaya çıkacaktır. Çünkü, yüksek

fiyatlardan daha fazla mal arzeden firmalara karşılık, artan fiyatlar nedeniyle mal satın almak isteyen birey sayısı azalmaktadır. Eğer (10,100) bileşimi ekonomideki istikrarlı bir denge noktası ise fiat ve miktar tekrar bu noktaya gelecektir.


*** Toplam arz eğrisinin üç alanını dikkate alarak, kamu harcamalarındaki bir artışın etkisini açıklayınız.


*** Beklentiler konusundaki varsayımlar toplam arz eğrisinin eğimini nasıl etkiler?


Kamu harcamaları arttığında, ekonomi düşük kapasitede üretim yapıyorsa fiyatlar artmadan kapasite kullanım oranları artarak üretim artmış olacaktır. Ancak ekonomi tam istihdam düzeyinde ise kamu

harcamalarındaki artış sadece fiyatları yükseltecek ve üretimde değişiklik yaratmayacaktır. Arz eğrisinin pozitif eğimli olduğu orta alanda ise kamu harcamaları kısmi bir dışlama etkisi yaratarak fiyatları bir miktar arttıracağından, üretim artışı sınırlı olacaktır. Beklentilerin olumlu olması halinde kapasite kullanım oranları yüksek olacak ve verili fiyat düzeyinde daha fazla mal arz edilecektir.


 


 


Ünite 3:


 


 


****** Maliye ve Para Politikalarının Nispi Etkinliği


*** Net ihracat: Toplam talebe ticaret yapılan ülkelerin katkısıdır.


*** Net ithalat: Ticaret yapılan ülkelerin toplam talebine yapılan katkıdır.


*** Sabit döviz kuru sistemi: Merkez Bankası’nın belirlenmiş bir kur üzerinden döviz alım satımı yapmasıdır.


*** Esnek döviz kuru sistemi: Döviz kurunun döviz arz ve talebini eşitleyecek şekilde piyasada belirlenmesidir.


*** Sterilizasyon: Parasal taban üzerinde yabancı para girişinden kaynaklanan etkilerin nötr hale getirilmesidir.


*** Devalüasyon: Döviz kuru ayarlaması yoluyla paranın değerinin düşürülmesidir.


Amaçları


Bir ekonomide maliye ve para politikalarının nispi etkinliğinin önemini ayırt edebilmek.


Bir ekonomide devlet, milli gelir düzeyini etkilemek için kamu harcamaları ve gelirlerinde birtakım değişiklikler gerçekleştirerek maliye politikasını; para arzında birtakım değişiklikler ger çekleştirerek de para politikasını kullanabilir. Bu konu 1929 Ekonomik Buhranı’ndan bu yana en hararetli tartışma konularından biridir. Ancak, ülkeler arasında ticari ilişkilerin gelişmesi, mal ve sermaye dolaşımının artması ve son ekonomik krizin etkilerinin global kamusal zarar olarak görülmeye başlaması ile

birlikte tartışma maliye ya da para politikalarının nispi etkilerinin sadece belli bir ülkedeki etkilerinden ülkeler arası etkilerine kaymıştır.


*** Kapalı bir ekonomide Keynesyen ve monetarist görüşler çerçevesinde maliye ve para politikalarının nispi etkinliğini açıklamak.


Maliye politikası, IS eğrisi dik veya LM eğrisi yatık, yani, yatırım talebinin faiz esnekliği sıfır ve spekülasyon amacıyla para talebinin faiz esnekliği sonsuz olduğu durumda etkindir. IS eğrisi yatıklaştıkça veya LM eğrisi dikleştikçe maliye politikasının etkinliği azalır. Para politikası, IS eğrisi

yatık veya LM eğrisi dik, yani, yatırım talebinin faiz esnekliği sonsuz ve spekülasyon amacıyla para talebinin faiz esnekliği sıfır olduğunda etkindir. IS eğrisi dikleştikçe veya LM eğrisi yatıklaştıkça para politikasının etkinliği azalır.


*** Açık bir ekonomide Keynesyen ve monetarist görüşler çerçevesinde maliye ve para politikalarının nispi etkinliğini değerlendirmek.


Maliye politikasının etkinliği ile döviz kuru sistemi arasında, para politikasının etkinliği ile döviz kuru sistemi arasında olduğu kadar kesin bir ilişki yoktur. BP eğrisinin LM eğrisinden daha dik olduğu durumda genişletici maliye politikası, belli bir döviz kurunda, ödemeler dengesi açığı yaratır. Esnek döviz kuru sistemi altında, Merkez Bankası müdahalesine gerek yoktur. Döviz piyasasının tekrar dengeye dönmesi için döviz kurunun artması gerekir. BP ve IS eğrileri sağa kayarak kamu harcamaları

artışıyla ortaya çıkan genişletici etkiyi pekiştirir. Bu durumda, genişletici maliye politikasının gelir düzeyine etkisi, sabit döviz kuru sisteminde olduğundan daha büyüktür. Genişletici para politikası sonucu gelir düzeyindeki artış, sabit döviz kuru sistemine kıyasla esnek döviz kuru sistemi altında daha yüksektir. Çünkü, döviz kuru artışı, ihracatı arttırarak ve ithalat talebini kısarak, gelirin daha da fazla artmasını sağlar. Bu nedenle, para politikası, sabit döviz kuru sistemine kıyasla esnek döviz kuru sisteminde daha etkili bir ekonomi politikası aracıdır.


*** Günümüzde ekonomik dengenin sağlanmasında maliye ve para politikalarının nispi etkinliği konusu önemini korumakta mıdır?


Bir ekonomide ekonomik istikrarın gerçekleştirilmesinde para ve maliye politikalarının nispi etkinliği tartışması 1929 Dünya Ekonomi Krizi’nden bu yana güncelliğini korumaktadır. Ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin gelişmesi ve mal ve sermaye dolaşımının artması ile birlikte, belli bir ülkede ya da bölgede meydana gelen bir ekonomi sorunu giderek daha fazla ülkeyi etkilemeye başlamış ve maliye ve para politikalarının nispi etkinliği konusu sadece belli bir ülkedeki etkilerinden (kapalı ekonomi) ülkeler arası etkilerine (açık ekonomiye) kaymıştır. Ancak, artık tartışmalar daha çok ortaya çıkan ekonomi sorununun doğasına uygun maliye ve para politikaları bileşiminin ne olması gerektiği üzerinde

yoğunlaşmaktadır.


*** Spekülasyon amacıyla para talebi faiz esnekliğinin sonsuz olduğu durumda, maliye ve para politikalarının nispi etkinliklerini açıklayınız.


Keynesyenlere göre, monetaristlerin savunduğu gibi para arzını arttırmak suretiyle faiz oranını düşürerek yatırımları ve dolayısıyla gelir düzeyini arttırmak, faiz oranı yatırım yapmayı cazip olmaktan çıkaran belli bir düzeye indikten sonra, mümkün değildir. Likidite tuzağının geçerli olduğu bu faiz oranında, spekülasyon amacıyla para talebinin faiz esnekliği sonsuzdur (LM eğrisi yatay).


Bu durumda, ekonominin canlanacağına dair beklentileri olmadıkça, yatırımcılar yatırım yapmaktan kaçınır ve tüketiciler fiyatların daha da düşeceği beklentisiyle tüketimlerini erteler. Dolayısıyla, para

arzını arttırmak faizi düşürmez. Bu faiz oranında, elde para tutmanın alternatif maliyeti düşük olduğu için, para arzı artışı sadece yatırımcıların spekülasyon amacıyla elde tuttuğu para miktarını arttırır. Bu nedenle, para politikası etkin değildir.


Bu durumda, Keynesyenlere göre, ancak hükümetin maliye politikası yoluyla insanlara doğrudan satın alım gücü aktarması halinde, yatırımlar ve gelir düzeyi artar.


*** BP eğrisini sağa kaydıran hallerde, dış ödemeler dengesini korumak için neden daha yüksek bir gelir düzeyine ihtiyaç duyulduğunu açıklayınız.


Döviz kurundaki artış, yabancıların gelirindeki artış veya yabancı faiz oranındaki düşüş, BP eğrisini sağa kaydırır. Ülkeye sermaye girişini sabitleyen belli bir faiz oranında, daha yüksek bir döviz kuru, dış

ödemeler dengesini korumak için daha yüksek bir gelir düzeyini gerektirir. Çünkü, daha yüksek döviz kuru ihracatı arttırıcı, ithalatı azaltıcı etki yapar. Bu durumda, dış ödemeler dengesini korumak için ithalat talebini özendirecek şekilde daha yüksek gelir düzeyine ihtiyaç vardır.


Benzer şekilde, yabancıların gelirinin artmasına bağlı olarak ihracat talebindeki bir artış ya da ithalat talebindeki bir düşüş BP eğrisini sağa kaydırır. Ülkeye sermaye girişini sabitleyen belli bir faiz oranında, ihracatın artması halinde, dış ödemeler dengesine tekrar dönmek için daha yüksek bir gelir düzeyine ve dolayısıyla ithalata ihtiyaç vardır. Bu durumda BP eğrisi sağa kayar. Nihayet, yabancı faiz oranındaki bir düşüş de BP eğrisini sağa kaydırır. Belli bir yerli faiz oranında, yabancı faiz oranının

düşmesi halinde ülkeye sermaye girişi olur. Bu durumda da dış ödemeler dengesinin sağlanması için, ithalatın artması ve dolayısıyla gelir düzeyinin yükselmesi gerekir.


 


 


Ünite 4:


 


 


*** İdari Politikalar ve Otomatik İstikrar Sağlayıcılar


*** İradi Maliye Politikaları: Bir ekonomide talebi yönlendirmek veya istikrar sağlamak amacıyla siyasal otoritenin iradi kararlar almasıdır.


*** Tanıma gecikmesi: Bir ekonomide herhangi bir sorunun ortaya çıkışı ile bir mali işlem için harekete geçme kararı arasındaki gecikmedir.


*** Uygulama gecikmesi: Bir maliye politikası paketi için harekete geçme anı ile bu paketin uygulamaya başlanması arasındaki gecikmedir.


*** Tepki gecikmesi: Bir maliye politikası işleminin uygulanmaya konulması ile beklenen sonucu vermesi arasındaki gecikmedir.


Otomatik istikrar sağlayıcılar: Hiçbir iradi karara gerek kalmadan durgunluk döneminde bütçe açığı veya enflasyon döneminde bütçe fazlası yaratarak ekonomide istikrar sağlayan mekanizmalardır.


İşsizlik Sigortası: Çalışanların ilgili fona prim ödemesi, işini kaybedenlerin ise bu fondan işsizlik tazminatı alması biçiminde tasarlanmış sosyal koruma programıdır.


*Amaçları


Bir ekonomide istikrar amacıyla uygulanabilecek olan iradi politikaların başarısının hangi faktörlere bağlı olduğunu açıklamak.


Bir ekonomide istikrar amacıyla uygulanabilecek maliye politikaları iki şekilde düşünülebilir. İradi maliye politikaları ve otomatik istikrar sağlayıcılar. İradi maliye politikaları, bir ekonomide istikrarı

sağlamak amacıyla iradi kararlar alınması, otomatik istikrar sağlayıcılar ise kamu harcamaları ve vergilerin esnek tasarlanarak değişen ekonomik koşullarda otomatik olarak değişimlerinin sağlanmasıdır. İradi politikalar, bir ekonomik sorunun ortaya çıkmasıyla gündeme geldiği için,

ekonomik tahminlerin doğruluğu büyük önem taşımaktadır. Örneğin, talep yetersizliğinden değil de maliyet kaynaklı bir enflasyon varsa talep daraltıcı maliye politikaları, enflasyonu düşürmek yerine talebi daha da daraltacaktır. Ekonomik tahminler doğru yapılsa bile, bu doğru tahminin zamanında yapılması, iradi kararların zamanında alınması ve uygulanan ekonomik programın beklenen zamanda ve büyüklükte sonuç vermesi gerekir. Gecikmelerin hafifletilmesi ve beklenen düzeyde etkinin ortaya

çıkması için kamu harcamalarının değişik kalemlerinin muhtemel etkileri ve süresi ile değişik vergilerin etkisi ve süresine ilişkin çalışmaların yapılması uygulanan politikaların başarı şansını arttıracaktır.


Kamu harcamaları ve kamu gelirlerinde otomatik olarak ortaya çıkan değişmelerin ekonomide istikrar sağlayıcı olup olmadığını değerlendirmek.


Tahminlerdeki yanılma ve gecikmeler sorunundan dolayı, iradi maliye politikaları yerine otomatik istikrar sağlayıcı mekanizmalar kullanılabilir.


Otomatik istikrar sağlayıcılar, hiçbir iradi karara gerek kalmadan durgunluk döneminde bütçe açığı veya enflasyon döneminde bütçe fazlası yaratarak ekonomide istikrar sağlayan mekanizmalardır. Daralma ve genişleme döneminde, kamu harcamaları ve vergilerdeki otomatik değişmeler konjonktür dalgalanmalarını hafifletebilir. Kamu harcamalarının

gelir düzeyine duyarlılığı daha az olduğundan, istikrar sağlayıcı özelliği vergilerden daha düşüktür.


Otomatik istikrar işlevi en güçlü olan kamu harcaması kalemi işsizlik tazminatıdır. Durgunluk döneminde işsiz kalan insanlar bir miktar işsizlik tazminatı alırken, bu ödemeler daralan talebin bir kısmını telafi eder. Vergilerin otomatik istikrarlandırıcı bir fonksiyona sahip olması için öncelikle esnek bir vergi sisteminin yapılanmış olması gerekmektedir. Bir vergi sistemi içinde çeşitli vergilerin esneklikleri birbirinden farklıdır. Bir sıralama yapmak gerektiğinde esnekliği en yüksek olan vergiler

kişisel gelir vergileridir. Bunu kurumlar vergisi ve tüketim vergileri izler. Servet vergilerinin ise otomatik istikrar sağlayıcı olarak herhangi bir etkiye sahip olmadıkları söylenebilir.


*** Formül esnekliğinin özelliklerinin ve istikrar açısından öneminin ne olduğunu açıklamak.


Formül esnekliği yöntemi iradi maliye politikaları ile otomatik istikrar sağlayıcıların sakıncalarını gidererek, bu yöntemleri bir uyum içinde çalıştırmak üzere geliştirilmiş bir yöntemdir. Formül esnekliği yönteminde bir ekonomide ekonomik yapı ile ilgili göstergeler belli bir değeri aşınca türü ve büyüklüğü önceden saptanmış olan birtakım önlemler otomatik olarak devreye girmektedir. Formül esnekliği yöntemi ekonomik istikrarsızlıklara kısa sürede cevap verebilmesi bakımından son derece

önemli bir yöntem olarak değerlendirilmektedir. Ancak, ekonomik yapıya ilişkin sorunların doğru teşhis edilmesi ve doğru araçlarla müdahale edilebilmesi sorunları formül esnekliğinin etkinliğini azaltırken, uygulamasının da çok sınırlı olmasına yol açmaktadır.


Bir ekonomide istikrarın sağlanmasında iradi makro politikaları ve uzun dönemli mali kuralları karşılaştırmak..


Ekonomik açıdan bakıldığında, iradi politikaları savunanlar ekonomik sorunların çözümünde kuralların etkin olmayacağını, çünkü ekonomik olayların dinamik karakteri nedeniyle uzun dönemde kesin

kuralların konulamayacağını savunmaktadırlar. Kural taraftarları ise tahminlerin zorluğu ve gecikmeler sorunundan dolayı iradi politikaların başarılı olamayacağını savunmaktadırlar. Siyasi açıdan iradi politikaları savunanlar, siyasal olarak hesap verme durumunda olan kurumun siyasal

iktidar olduğunu ve uygulamaların kurallara bağlanmasının iktidarın hareket alanını daraltacağını öne sürerler. Kuralları savunanlar ise belirli kuralların olmaması halinde, seçim dönemlerinde hükümetin,

oylarını arttırmak için ülkenin ekonomik gerçekleri ile uyumsuz kısa dönemli politikalara yönelebileceğini öne sürerler.


Her iki yaklaşımın kaygıları bir ölçüde esnek kurallar ile giderilmeye çalışılmaktadır. Ekonomik dalgalanmalardan dolayı zaten mümkün olmayan sabit bir hedef yerine, konjonktüre uyarlanan bir

formül çerçevesinde kural konulması daha gerçekçi bulunmaktadır.


*** Doğru politikalar uygulandığı halde gecikmeler sorunundan dolayı ekonomi nasıl istikrarsızlığa sürüklenebilir?


İradi politikaların uygulanması halinde, doğru politikalar uygulansa bile, sorunun tahmininde gecikmeler olabilir. Örneğin, ekonomide durgunluk belirtileri olduğu halde, bunun geçici veya sürekli olacağına dair tahminler ancak bazı göstergelerin kesinleşmesi ile mümkündür. Ayrıca, doğru

zamanda ve doğru tahmin yapılsa bile, ortaya çıkan soruna yönelik politika paketlerinin hazırlanması, yürürlüğe girmesi ve bu politikalardan beklenen sonuçların alınması zaman alabilir. Kamu harcamaları ve vergi uygulamalarının ekonomi üzerinde etki yaratması belirli bir süre geçtikten sonra mümkün olabilmektedir.


Türkiye’de kişisel gelir vergisinin otomatik istikrar sağlayıcı niteliği teorik değerlendirmelerde belirtildiği üzere yüksek düzeyde midir?


Türkiye’de kişisel gelir vergilerinin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı düşüktür. Vergi gelirlerinin yaklaşık üçte ikisi dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Bu yüzden otomatik istikrar sağlayıcı özelliğe sahip

vergiler, toplam vergi gelirleri içerisinde az bir paya sahiptir. Ayrıca kişisel gelir vergilerinin çok önemli bir kısmı (yaklaşık %85’i) stopaj (kaynakta kesme) yöntemiyle tahsil edilmektedir. Türkiye’de kayıt dışı

çalışmanın yüksek olduğu (yaklaşık olarak toplam çalışanların yarısı), vergi kayıp ve kaçaklarının yaygın olduğu ve kişisel gelir vergisinin her çeşit kazancı kapsamada yetersiz olduğu bilinen bir gerçektir. Bütün bu nedenler, kişisel gelir vergisinin otomatik istikrar sağlayıcı etkisini azaltmaktadır.


*** Formül esnekliği yönteminin etkinliği artırılabilir mi?


Formül esnekliği yönteminin etkinliğini arttırabilmek için ekonomik sorunların doğru teşhis edilmesi ve müdahale araçlarının doğru belirlenmesi son derece önemlidir. Özellikle küreselleşme sürecinin de

etkisiyle ekonomik istikrarsızlık dinamiklerinin çeşitlenmesi sorunların doğru olarak belirlenmesini ve sorunlara doğru zamanda doğru araçlarla müdahale edilmesini güçleştirmektedir. Bu bağlamda formül esnekliği yönteminin etkinliğini arttırmanın çok kolay olmadığını söylemek mümkündür.

Örneğin, Türkiye’de 2010 yılında hazırlanan Mali Kural Tasarısı, küresel düzeyde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle yasalaşamamıştır. Esnek de olsa belirli kurallara bağlanmış maliye politikalarının başarıyla uygulanabilmesi için ulusal ve uluslararası düzeyde nispi olarak istikrarlı bir ekonomik yapıya ihtiyaç vardır.


*** Bir ülkede ekonomik istikrarsızlığa rağmen siyasal istikrarın sağlanması mümkün müdür? Neden?


Bir ülkede ekonomik istikrar ile siyasal istikrar birbiriyle doğrudan bağlantılıdır. Ekonomik hedeflerin önemli bir boyutunun her zaman siyasal nitelikte olduğu bilinen bir gerçektir. Her kamu harcaması ve

toplanan her vergi belirli kesimlere yarar sağlarken, diğer bazı kesimlere yük getirir. İstikrara yönelik politikaların bir maliyeti vardır. Örneğin, enflasyonu düşürmeye yönelik politikalar genellikle daraltıcı

maliye ve para politikalarının uygulanmasını gerektirir ve her daraltıcı politika bazı kesimlerin gelirini düşürür. Bu maliyetin bölüşülmesi siyasal kararların içeriği ile belirlenir. Bu yüzden istikrar amaçlı ekonomik politikalar genellikle acı reçete olarak adlandırılır ve bu politikaların uygulanmasının ciddi siyasal sonuçları olabilir. Sonuç olarak, ekonomik denge ile siyasal denge karşılıklı bağımlılık içerisindedir. Birini diğerine tercih etmek kısa dönemde mümkün olsa bile, uzun dönemde ikisi eşanlı

olarak düşünülmediği takdirde, ciddi sorunlar yaşanabilmektedir. Siyasal otoritenin başarısı da büyük ölçüde bu dengeyi kurabilmekle mümkün olabilmektedir.


 


ÜNİTE -5-


ENFLASYON: Fiyatlar genel düzeyinin sürekli yükselmesi artmasıdır. Tüm fiyatların artması.


ENFLASYON NEDENLERİ : 2 ye ayrılır:


* Talep enflasyonu: toplam talebin artması sonucu fiyatların sürekli artışıdır.


Talep arzdan büyüktür.


* Maliyet enflasyonu: üretim maliyetinin artmasının sonucu olarak fiyatların sürekli artışıdır


Ücret fiyat spirali : ücret ya da fiyatlardaki bir artışın diğerini de uyararak enflasyona neden olmasıdır.


Örnek : fiyat artışı, ücret artışına yol açacak bu durum da üretim maliyetini artırarak tekrar fiyatları artıracaktır.


Yapısal enflasyon : az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde nitelikli eleman sermeye ya da ham madde kıtlıkları nedeniyle üretimin düşük olmasına bağlı olarak ortaya çıkan fiyat artışlarıdır.


ENFLASYON ETKİNLİKLERİ


Satın alma gücünü azaltmaktadır.


(aynı zamanda gün geçtikçe daha az mal ve hizmet alınabilmesidir)


Gelir dağılımını bozmaktadır


(en çok ücretli maaşlı çalışanlar etkilenir.Çünkü, bu kesimlerin gelir artışları enflasyonu geriden izlemektedir.


Borç verenler


(enflasyon yükseldikçe borçlu lehine alacaklı aleyhine bir durum yaratır. Paranın değeri azdır)


Fiyat sisteminin işlevini kaybetmesine neden olmaktadır


(enflasyonun yarattığı belirsizlik ortamı nedeniyle yatırımcılar uzun dönemli yatırımlardan kaçınma eğilimi içinde olacaktır.)


* Menü maliyetleri: enflasyon nedeniyle fiyatlarını arttıran firmaların fiyat etiketleri kataloglar gibi fiyatların duyurulduğu ortamları yenilemek zorunda kalmaları nedeniyle katlanmak zorunda kaldıkları maliyetlerdir.


* Enflasyon vergisi : devletin para basması sonucunda kişilerin elinde tuttukları paranın değerinin azalması sonucunda kişilerin tuttukları paranın değerini korumak için tüketimlerini azaltmalarıdır. Kişilerin elinde tuttukları paranın değeri düşerken devletin gelirleri artmış olur.


* Tarh etkisi


yüksek enflasyonun yaşandığı dönemlerde vergilerin tarh ve tahsili arasındaki sürenin uzaması vergi gelirlerinin reel değerinin azaltmaktadır. Tarh etkisi olarak tanımlanan bu durum devlet gelirlerini aşındırmaktadır. (ENFLASYON) Artan fiyatlar nedeniyle bir ülkenin ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatları, diğer ülkelerin ürettiğine oranla daha yüksek olacaktır. BU DURUM ithalatın artmasına ihracatın düşmesine neden olur. Yeteri kadar devalüasyon yapılırsa ihracat desteklenip ithalat zorlaşacaktır. ANCAK DEVALÜASYON : ithalat ürünlerinde ham madde, yarı mal gibi üretim girdileri yüksek olan ülkelerde, üretim maliyetleri artmaktadır. Bu durum ise yine fiyatları yükseltecektir.


SONUÇLAR : %2-3 gibi makul bir enflasyon oranı tutturulabilinirse yatırımın ve istihdamın artacağı savunulmaktadır.


* yüksek enflasyon sosyal huzursuzluklara yol açmakta, toplumda ahlaki erozyona güven ortamının bozulmasına çıkarcı davranışları artırmaktadır.


* gelir dağılımının bozulması, yoksullaşmanın artması gelecek kaygısının artması, sonucu insanlar toplumsal yaşama daha az katılmakta ve suç işlemeye yönelik eğilimleri artmaktadır.


ENFLASYONLA MÜCADELE VE


MALİYE POLİTİKASI


GÖRÜŞLER:


MONETARİSTLER: Enflasyonu parasal tabanın hızla büyümesine bağlarlar ve “her zaman ve her yerde parasal bir olgu olduğunu savunurlar.”


Sıkı para politikasını benimserler.


ARZ YANLI EKONOMİSTLER : Vergilerin; üretim, çalışma ve yatırım yapma konusunda olumsuz etkisinin olduğunu belirtir. Onlara göre; vergilerin düşürülmesi; üretimi, yatırımı teşvik edecek ve toplam arzın artmasıyla toplam talep fazlası ortadan kalkacak, böylelikle enflasyonla mücadele edilmiş olunacak.


POST KEYNESYENLER: Enflasyonu sınıfsal çatışma içinde görürler. Buna göre ; işçiler ve kapitalistler arasında milli gelirin bölüşümüne yönelik çatışma vardır. İşçiler ücret artışı talep ederken kapitalistler de ücret artış nedeniyle kar ‘ ın azalmasını engellemek için ürettikleri malların fiyatlarını arttıracaklardır. Bu durum da enflasyona yol açacaktır. Bu nedenle ücret ve fiyat oluşumunun denetlenmesi yani gelirler politikası uygulanmalıdır.


KEYNESYEN YAKLAŞIM: Enflasyonu, toplam talebin toplam arzdan fazla olmasına bağlı olarak ortaya çıkan bir sorun olarak görür.


 Bu durumda toplam talebin azaltılması ya da toplam arzın arttırılması gerekmektedir.Toplam arzın arttırılması gerekmektedir.


TOPLAM ARZ’IN arttırılması zor olmakla birlikte yeni yatırımlara bağlıdır. Bu da kaynak ve zaman gerektirdiği gibi üretimi sınırlayan yapısal engeller ortadan kaldırılmalıdır.


Toplam Arzı Arttırmak uzun vadede yapılacak bir işlemdir. Zor ve zaman alır.


Toplam Talep Yönetimi; Kısa vadede uygulanacak politikadır.Dolayısıyla;kısa vadede uygulanacak politika toplam talep yönetimi politikası olmalıdır.


MALİYE POLİTİKASININ ; toplam talep üzerindeki etkisine göre; kamu harcamaları ve kamu gelirlerindeki ayarlamaları ile enflasyonla mücadele mümkündür.BİLİNEN:Bütçe fazlasının ekonomi üzerinde daraltıcı etkisi bulunmaktadır. O halde enflasyon dönemlerinde maliye politikasının amacı bütçe fazlası vermek olmalıdır.


ENFLASYONLA MÜCADELE VE


KAMU HARCAMALARI


ikiye ayrılır :


1- Mal ve hizmet alımına yönelik kamu harcamaları,


2- Transfer harcamaları


1- Mal ve Hizmet Alımına Yönelik Kamu Harcamaları


a) Cari harcamalar


b) Yatırım harcamaları


* bunların her ikisinde de yapılacak bir kısıntı talebi azaltır.


*kamu harcamalarındaki artış milli geliri artırmaktadır.


*kamu harcamaları azalma milli gelirde azalış yaratacaktır.


*her iki harcama türü için çarpan katsayısı (1/1-C) olmaktadır.


*her iki harcama türünün uygulanabilirliği birbirinden farklıdır.


a) Cari Harcamalar :


*Devletin tüketim ve personel harcamalarıdır.


Tüketim harcamalarında kısıntıya gitmek kolay değildir. Çünkü eğitim, sağlık gibi kamu hizmetlerinin harcama kaleminde gerçekleştirilecek bir azalış/kısıntı uzun vadede olumsuz sonuçları olacaktır.


Tüketim harcamalarını diğer etkisi, ekonominin üretim kapasitesini değerlendirmesidir.


Kamunun tüketim harcamalarının kısılması üretim kapasitesinin eksik değerlendirilmesine üretken sektörde atıl kapasite sorununun ortay çıkmasına neden olacaktır.


*Cari harcamalar içinde önemli paya sahip personel harcamalarında kısıntıya gitmek çok güçtür. Çünkü personel memur gibi sabit gelirli bireylerin ücret ve maaşlarının alım güçlerinin azalmaması için en az enflasyon oranı kadar arttırılması gerekir. Yapılacak bir indirim dirençle karşılanacak ve politik güçlükler çıkaracaktır.


b) Yatırım Harcamaları.


* Kısıntıya gidilmesi en kolay harcama. Devletin yatırım planlarını durdurması veya vazgeçmesi kamunun dikkatini çekmeyecek ve bir dirençle karşılaşmayacaktır.


* Enflasyonla mücadelede; kısa dönemde toplam talebin azaltılması uzun dönemde ise toplam arzın arttırılması gerekmektedir.


Yatırım Harcamalarında, kısa dönemde toplam talebi artırırken, uzun dönemde toplam arzı artırmaktadır.


Bu nedenle yatırım harcamalarında kısıntıya gitmek kısa dönemde enflasyonla mücadelede hedefe uygun iken uzun dönemde hedefle çelişmektedir.


Yatırım Harcamalarında Kısıntıya Gidilmesinin,


anti-enflasyonist etkisinin, ancak bu harcama kaleminin devlet bütçesi içinde önemli paya sahip olduğu durumlarda mümkündür.


2- TRANSFER HARCAMALARI : Bu harcamalar, emekli, dul, yetim, öğrenci gibi ihtiyaç sahibi kesimlere yapılan harcamalardır.


* sosyal devlet anlayışının güçlü olduğu ve/veya transfer harcamalarının yeterli olduğu bir ekonomi için, transfer harcamalarında yapılacak kesintilerin ekonomideki enflasyonist baskıları azaltabileceği düşünülebilir. Ancak bu durum toplumsal adalet açısında doğru olmadığı açıktır.


Aksine, enflasyondan en çok etkilenen kesim oldukları için kesinti yapılmaması çok doğru olacaktır.


* Transfer harcamalarının işletmelere yönelik olarak yapılmasının amacı üretimlerini teşviketmektir.Bu harcamalar doğru bir şekilde yapılıyorsa bu harcamaların azaltılması işletmelerin üretimini ve toplam arzı olumsuz etkileyecektir.


ENFLASYONLA MÜCADELE VE


KAMU GELİRLERİ


Enflasyonist dönemlerde kamu ve vergi gelirlerini artırmak kişilerin elinde daha az gelirin kalması nedeniyle tüketim ve yatırımı (toplam talebi) azaltacaktır. Yani enflasyonist baskı azalacaktır.


KAMU GELİRLERİ


a) gelir vergileri ( artan oranlı gelir vergisi )


b) gider vergileri ( Dolaylı vergiler )


c) servet vergileri


d) kamu borçlanması


a) Gelir Vergileri : artan oranlı uygulanan gelir vergisi enflasyonla mücadele için oldukça elverişlidir.


* Enflasyonist dönemlerde bireylerin nominal geliri artmakta bu da bireylerin geliri bir üst vergi dilimine girmektedir. Bu vergi ile bireylerin elindeki harcanabilir gelir azalır ve toplam talep baskısı hafifler. Bu artan oranlı gelir vergisinin otomatik stabilizatör özelliğidir.


Nominal Gelir : Gelirin para ile ifade edilen şekli, gelirin satın alma gücünü göstermez. )


Reel Gelir : Gelirin belirli bir dönemdeki satın alma gücünü gösterir.)


* Artan oranlı gelir vergisi az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alındığı için toplumsal adalet ilkesine uygundur. Artan oranlı gelir vergisi enflasyonist dönemlerdeki gelir dağılımı adaletsizliğini azaltmak için uygundur.


* Artan oranlı gelir vergisi ile enflasyonla mücadele ve gelir dağılımında adaletin sağlandığı açıktır. Yani yüksek geliri olandan yüksek, düşük gelirli olandan düşük gelir vergisi alınır. Ancak; bu durum yüksek gelir sahiplerinin yatırım ve tasarrufu azaltmasına sebep olabilecektir. Bu durum da ekonomik etkinliği, sermaye ve büyümeyi olumsuz etkileyecektir. Kimi ekonomistler de yüksek geliri olandan daha az vergi alınmasının tasarruf ve yatırımı arttıracağını düşünmektedirler. Ancak yüksek gelirli girişimci sınıftan alınmayan vergiler yatırım ve tasarrufa değil de spekülatif yatırıma (örneğin: kişisel lüx yatırıma) kayıyorsa bu da ekonomik etkinlik açısından olumsuz olacaktır.


b) Gider Vergileri : Bu, mal ve hizmet alımının vergilendirilmesi yöntemidir. Bu yöntem mal ve hizmetlerin fiyatlarını arttıracak ve tüketimi azaltacaktır. Böylece toplam talep azalmış olacaktır.Dolaylı vergiler son derece etkin ve uygulanmaları kolay olduğu için idare tarafından da benimsenen vergilerdir.


c) Servet Vergileri : Enflasyonla mücadele açısından etkinliği çok azdır. Sebebi ise tabanın çok dar olması ve vergilerin toplam talep artışını yakından izlememesi nedeniyle enflasyonla mücadelede etkin değildir. SONUÇ OLARAK : Enflasyonla mücadele açısından en etkin vergi; dolaylı vergilerdir. Ancak bu verginin olumsuz yönü düşük gelirli kimseleri daha olumsuz etkilemesidir.


* Artan oranlı kişisel gelir vergisi; verginin bir kısmı tasarruflardan karşılandığı için dolaylı vergiler kadar olmasa da oldukça etkin vergilerdir.


* Servet vergileri ise; enflasyonla mücadele açısından bir etkinliği olmayıp daha çok toplumsal adaleti sağlamak için uygulanması önemlidir.


d) Enflasyon ve Kamu Borçlanması : 20 y.y. dan itibaren hem 1929 büyük bunalımın etkisi hem de keynesyen öğretisinin etkisiyle devletler gerektiği zaman borçlanma yoluna giderek ekonomiye müdahale etmişlerdir. Özellikle vergi gelirlerinin harcamaları karşılanmada yetersiz olduğu durumlarda kamu borçlanması ön plana çıkmıştır.


Borç Yönetimi : Kamu borçlanmasının bütçeye olan maliyetini minimize etmek ve çeşitli makro ekonomik hedefleri gerçekleştirmek amacıyla kamu borçlarının miktar ve bileşimlerinin değiştirilmesidir.


* Devletin hangi kesimden borçlandığı ve aldığı borcu ne şekilde değerlendirdiği enflasyonist baskı açısından önemlidir.


DEVLET TEMELDE;


1) hane halkı ve firmalar


2) ticari bankalar


3) merkez bankasından


Bu üç kesimden borçlanabilir.


KÜRESELLEŞME, MALİYE POLİTİKASI VE ENFLASYONLA MÜCADELE


20.yy. sonlarından itibaren dünyada bir küreselleşme süreci başlamış ve ülkelerin bağımsız para ve maliye politikaları izleme olanağı azalmıştır. Bu durum hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için geçerli olmuştur.


Örneğin: AB ülkelerinin kabul ettiği MAASTRİCHT kriterleri üye ülkelerin ekonomik göstergeleri üzerinde önemli sınırlamalar getirmektedir.


Dolayısıyla bu ülkelerin para ve maliye politikasında hareket serbestisi azalmıştır.


* Diğer taraftan, gelişmekte olan ülkelerdeki faiz oranlarının gelişmiş-merkez ülkelere oranla yüksek olması ülkeye sermaye girişini arttıracaktır. Kısa dönemli sermaye akışı gelişmekte olan ülkeye ilave harcama imkanı sağladığı için başlangıçta olumlu karşılanmaktadır.


Örneğin: Ülkenin kendi kaynakları ile başaramayacağı büyüme oranlarını gerçekleştirebilecektir. Ancak dış kaynak girişine bağlı ekonomik büyümenin bedeli genellikle artan finansal kırılganlık olmaktadır. Finansal kırılganlığın sürdürülemeyeceği algılandığında ülke dışına ani sermaye çıkışı olmakta ve ekonomik kriz çıkmaktadır.


Bu aşamada küresel sermayenin sıkı para ve maliye politikaları izlenmekte kamu dengesinin sağlanması öncelikli hedef olmalıdır. Dolayısıyla bu ülkeler açısından ekonomik koşulların gereği bağımsız bir ekonomi politikası uygulamak çok zorlaşmaktadır.


FİNANSAL EKONOMİ 6. ÜNİTE

HİSSE SENEDİ FİYATLARININ BELİRLENMESİ


Hisse (Ortaklık) senetleri, firmanın belli bir bölümüne ait mülkiyet ifade eder. Ortaklık senedini elinde bulunduran kişi, bu senedi ihraç eden kuruluşun gelecekteki kazancı (karı) üzerinde hak sahibidir. Bireyler, sigorta şirketleri, yatırım fonları ve emeklilik kuruluşları portföylerinde hisse bulundururlar ve genellikle gerçek değerinin altında değerlenmiş hisse senetlerini tercih ederler

Gerçek değer: Bir hisse senedinin olması gereken değeridir

Bir hisse senedinin değerine ilişkin hesaplamalar 3 model kullanılarak yapılır.


- Kar payı modeli

- Piyasa değeri/defter değeri modeli

- Fiyat/Kazanç oranı modeli

Kâr payı Modelleri

Kâr payı:Hisse senedi sahiplerine şirketin karından yapılan direkt ödemedir.

Bir şirket elde ettiği kârı iki biçimde kullanabilir :


- Kâr payı (temettü) adı altında hisse senedi sahiplerine (şirket ortaklarına) aktarır.

- Kâr ortaklara dağıtılmayarak firma bünyesinde tutulur.


Kâr payı, hisse senedi sahiplerine şirketin kârından yapılan direkt ödemedir. Dağıtılmayan kârlar firmanın değerini yükseltir. Çünkü bu kazanç ya firma içindeki projelere yatırılacak yada daha sonraki dönemlerde kar payı şeklinde ortaklara yönlendirilecektir

Firma değeri firmanın gelecekte elde edeceği kârın bugünkü değeri biçiminde hesaplanır.

PR1 PR2 PRn

Firma değeri = ¬¬¬——— + ———– + ……………… + ———-

1 + i (1 +i)2 (1+i)n


PR = Firmanın yıl sonunda elde edeceği kâr

i = Faiz oranı

n = Firmanın faaliyette bulunacağı yıl sayısı

Hisse senetlerinin sahip olduğu iki özellik, değerinin hesaplanmasında bazı güçlüklere yol açmaktadır. Bunlar;

- Hisse senedi ile gelecekte elde edilecek bir kazançtan pay alınmış olur. Gelecekte yapılması muhtemel bu ödemenin miktarı ise bugünden belli değildir.

- Hisse senetlerinde vade yerine kullanılan firmanın faaliyet süresi (n) belli değildir.


Bu güçlüklerin her ikisi de aslında gelecekteki kazancı tespit etme güçlüğüdür. Bu güçlük aşılır ve firma değeri tespit edilirse hisse senedi değerini hesaplamak çok kolaydır:

Hise değeri=Finans değeri

Söz konusu güçlükleri aşabilmek için bazı basitleştirici varsayımlar yapılır. Öncelikle dağıtılan kâr payının sonsuza kadar sabit olduğunu varsayarsak i>0 olduğu sürece hisse senedinin değeri şu şekilde hesaplanabilir :


D0 V = Hisse senedinin değeri

V = ——- D0 = Dağıtılan kâr payı

i i = faiz oranı


ÖRNEK : Bir firmanın dağıtacağı kâr payının 3.000 YTL’de sabit kaldığı varsayımı altında faiz oranı %15 iken söz konusu hisse senedinin gerçek değeri ne kadardır?

D0 D0 = 3.000 YTL

V = ———- i = 0,15

i V = ?

3.000

V = ———– = 20.000 YTL’dir

0,15

Dağıtılan kar payının sonsuza kadar sabit kalması söz konusu olmayacağı için, bu model gerçekçi sonuçlar vermez. Ancak daha sonraki modellerin anlaşılmasında temel teşkil eder.

Piyasa Değeri : Bir hisse senedinin piyasa koşulları atlında arz ve talebe göre belirlenmiş değeridir.


Defter Değeri : Firmanın muhasebe kayıtlarına göre ortaya çıkan değeridir. Defter değeri şirketin varlıkları ile borçları arasındaki farkın (Net Değerin), mevcut hisse sayısına bölünmesi ile bulunur.

Net Değer Varlıklar – Borçlar

Defter Değeri = ————– = ———————–

Hisse Sayısı Hisse Sayısı


Ø Tam etkin olarak çalışan piyasalarda hisse senedinin gerçek değeri ile piyasa değeri birbirine eşit olmalıdır.

Ø Piyasa değeri/Defter değeri oranı 1’den küçük ise hisse senedinin ucuz olduğu düşünülür. Dolayısıyla hisse senedinin alınması kârlıdır.

Ø Piyasa Değeri/Defter Değeri oranı 1’den büyükse hisse senedi pahalı olarak kabul edilir ve satış önerilir.

ÖRNEK : A şirketinin varlık değeri 400.000 YTL Borçlarının değeri ise 300.000 YTL’dir. Şirket sermayesi 1.000 hisseye bölündüğüne ve bir hisse senedinin son işlem fiyatı 50 YTL olduğuna göre Piyasa Değeri/Defter Değeri (PD/DD) ne kadardır?

Varlık – Borç 400.000-300.000

Defter Değeri = —————– = ——————— = 100 YTL

Hisse Sayısı 1.000

50

PD/DD = ———- = 0,5

100

Bulunan değer 1’den küçük olduğu için bu hisse senedinin alınması önerilir.

3- Fiyat/Kazanç Oranı Modeli

Bu model çok basit bir model olduğu için, hisse senedi değerlendirilmesinde en çok kullanılan yöntemdir. Fiyat/Kazanç Oranı (P/E) hisse senedinin cari piyasa fiyatının hisse başına kazanç değerine bölünmesi ile bulunan değerdir.

Piyasa Değeri

P/E = ————————-

Hisse başına kazanç

Yatırımcılar elde tutma dönemleri için bekledikleri getiriyi belirledikten sonra bu değeri P/E oranı ile çarparak hisse senedinin gerçek değerini hesaplar

P

V = Ee . —— Ee = Hisse senedini elde tutma döneminde beklenen kazanç

E

ÖRNEK: X şirketine ait fiyat/kazanç oranı 2,5 olarak hesaplanmıştır. Bu hisse senedinden önümüzdeki yıl için beklenen kazanç hisse başına 1,5 YTL ise hisse senedinin gerçek değeri ne kadardır?

P

Ee = 1,5 TL V = Ee . —– V = 1,5 x 2,5 = 3,75 YTL’dir

P/E = 2.5 E

V = ?


HİSSE SENEDİ FİYATLARININ BELİRLENMESİ

Hisse senedi fiyatları da genel olarak geleneksel arz ve talep mekanizması içinde belirlenir. Ancak fiyatlar belirlenirken hisse senedinin taşıdığı risk (Bekleyişler) ve bu riskle ilgili kamuoyunun bilgilenme derecesi çok önemlidir. Doğal olarak şirket riskini en düşük olarak gören kişi hisse senedine en yüksek fiyatı ödemeye hazırdır. Piyasa katılımcıları yaptıkları tekliflerle piyasa fiyatını belirlerler. Firma hakkında yeni bilgiler elde edildikçe riskle ilgili bekleyişler değişeceği için piyasa fiyatı da değişir.

BEKLEYİŞLERİN OLUŞUMU

Risk algılayışına ilişkin bekleyişlerin oluşumunda üç farklı model sözkonusudur.

1. Markow Bekleyişleri : Bekleyişlerin oluşma biçimi ile ilgili en basit süreçtir. Markow Bekleyişleri, bekleyişlerin oluşumunda ekonomik birimlerin en yakın geçmişi göz önüne alacaklarını savunan yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre ekonomik birimler geleceğin bugünün aynısı olacağını beklerler. Yani X değişkeninin t dönemindeki beklenen değeri t–1 dönemindeki enformasyona bağlı olarak belirlenir (Xte = Xt-1). Kısaca bu yaklaşımda gelecekte ortaya çıkabilecek muhtemel değişiklikler göz ardı edilmiştir. Yani kişiler geçmişteki hatalarından ders çıkartamamaktadırlar.

Xte = Xt-1

2. Uyumcu (Adaptif) Bekleyişler : Bu yaklaşım bekleyişlerin oluşumunda ekonomik birimlerin ilgili değişkeninin geçmiş dönemdeki seyrini ve daha önce yaptıkları tahmin hatalarını göz önüne alacaklarını savunur. Yani beklentilerin geçmişin tecrübelerine göre zaman içinde oluştuğunu öne sürer. X değişkeninin t dönemindeki beklenen değeri, geçmiş döneme ilişkin tahmin hatalarının uyum sürecini ifade eden λ (Xt-1 – Xte) teriminin eklenmesiyle bulunulur. Bu yaklaşımda da geçmişe balı olarak tahminde bulunmanın her zaman bir tahmin hatası içereceği gözardı edilmiştir.

Xte = Xt-1 + λ (Xt-1 – Xte) λ : Uyum faktörü

Uyum hızı : Beklentilerin geçmişteki tahmin hatalarına hangi hızda uyum gösterdiğini ifade eden katsayıdır.

3. Rasyonel Bekleyişler : Bir değişkene ait beklentilerin oluşturulmasında ekonomik birimlerin, iktisat teorisinin belirlediği değişkenler de dahil olmak üzere, mevcut tüm enformasyonu kullanarak optimal tahmin yapacaklarını savunan yaklaşımdır. Kısaca bu yaklaşıma göre ekonomik birimler mevcut enformasyonun tamamını kullanır ve rasyonel tahmin yapar. Rasyonel tahmin, kişilerin tahminlerinde hata yapmayacakları anlamına gelmez. Sadece yapılan hatanın sistematik bir bileşeni olmayacağını ifade eder. Buna göre yapılan tahmin hataları tamamen tesadüfidir. Yani X değişkeni için t dönemine ait bekleyiş, tüm enformasyonun kullanılması ile yapılan optimal tahminle (Xof) belirlenir.

Xte = Xof

Rasyonel bekleyişler yaklaşımı iki temel sonuç doğurur:

Ø Bir değişkenin oluşum biçiminde değişiklik olduğunda bekleyişlerin oluşma biçimi de değişir.

Ø Bekleyişlere ilişkin tahmin hataları ortalama sıfırdır ve önceden belirlenemez.


ETKİN PİYASALAR HİPOTEZİ (FİNANSAL PİYASALARDA RASYONEL BEKLEYİŞLER)

Para ekonomisi için geliştirilen rasyonel bekleyişler hipotezi, finansal piyasalara etkin piyasalar hipotezi olarak uyarlanmıştır. Bu hipoteze göre finansal piyasalardaki beklentiler mevcut tüm enformasyonun kullanılması ile yapılan optimal tahminlere eşittir. Yani bu hipoteze göre bir varlığın fiyatı bu varlığın değeri ile ilgili tüm mevcut enformasyonu yansıtır. Dolayısıyla riske göre düzeltilmiş beklenen getiri oranının tüm varlıklar için eşit olacağı öne sürülmektedir. Öyleyse eşit riske sahip varlıklardan hangisi daha yüksek getiri sağlıyorsa yatırımcılar bu varlığı satın almaya yönelirler.

Eğer piyasada oluşan fiyat bir varlıkla ilgili tüm bilgiyi piyasaya aktarıyorsa, gerek duyulan enformasyon fiyat aracılığı ile tüm piyasa katılımcılarının eline geçmiş demektir. Aslında farklı hisse senetlerinin farklı getirilere sahip olmasının tek nedeni riskin farklı olmasıdır. Riski yüksek hisse senetlerinin getirisi de daha yüksek olur. Burada önemli olan hangi hisse senedinin seçildiği değil, yeteri kadar çeşitlendirme yapılıp yapılamadığıdır.

Rasyonel Bekleyişler ve Etkin Piyasalar

Etkin piyasalar hipotezi, rasyonel bekleyişler hipotezi ile yakından bağlıdır. Çünkü piyasanın etkin olabilmesi için, bu piyasadaki bekleyişlerin rasyonel olması gerekir.

Portföyünde hisse senedi bulunduran kurumlar topladıkları enformasyona bağlı olarak hisse senedinin gelecekteki fiyatına ilişkin beklentilerini oluştururlar. Piyasadaki mevcut fiyat, bu beklentilerin üzerindeyse ellerindeki hisse senetlerini satar, fiyat beklentilerinin altındaysa hisse senedi satın alırlar.

Etkin Piyasalar Hipotezinin Versiyonları

Etkin piyasalar hipotezi; zayıf piyasa, yarı güçlü piyasa ve güçlü piyasa etkinliği olmak üzere üç şekilde gerçekleşebilir.


a) Zayıf Formdaki Piyasa Etkinliği : Buna göre gelecek dönemdeki hisse senedi fiyatlarının en iyi belirleyicisi içinde bulunulan dönemin fiyatıdır. Bu görüşün en önemli sonucu fiyat tahmini için “Teknik Analiz Yöntemi”nin yararlı olmayacağıdır. Teknik analiz, bir varlığa ait geçmişe dönük verileri grafikler aracılığı ile analiz edip ileriye dönük tahmin yapma tekniğidir. Özellikle hisse senedi piyasalarında zayıf formda piyasa etkinliğinden sapmamaların olabileceği de bir gerçektir. Etkin piyasalar hipotezinin ortaya koyduğu sonuçlar ile çelişen bu tür sapmalar anomali olarak adlandırılır.


b) Yarı Güçlü Piyasa Etkinliği : Buna göre piyasada herkes tarafından bilinmeyen bir bilgiye sahipseniz, hisse senedinin fiyatını tespit etmek için diğer piyasa katılımcılarına göre üstünlüğe sahipsiniz demektir. Bu tür bilgiler genellikle içeriden alınan bilgilerdir. Ancak içeriden bilgilenme yasal değildir. Yani içeriden bilgilenerek piyasada işlem yapmak suç işlemektir.

c) Güçlü Piyasa Etkinliği : Buna göre hiçbir enformasyon piyasada oluşan fiyatların sağladığı enformasyondan daha güçlü değildir. Yani içeriden bilgilenmiş olsanız bile sahip olduğunuz bu enformasyon piyasanın üzerinde bir getiri elde etmenize olanak tanımayacaktır. Çünkü fiyatların taşıdığı enformasyon kişilerin sahip olacağı özel enformasyondan çok daha güçlüdür


 



Maliye Politikası Özet 1 (1 Ünite 2. Ünite 3. Ünite 4. Ünite 5. ünite)http://www.katipdestek.com/konular/hukuk-mahkemeleri
Katip Destek Hilal Oyun Guven Mermer